Sayfalar

13 Eylül 2017 Çarşamba

BRUGGE GEZİ REHBERİ

Brugge

Bir önceki yazımda Brüksel’i keşfetmiştik. Şimdi ise sizleri sadece Belçika’nın değil Avrupa’nın en turistik noktalarından birine yani Brugge’a götürmek istiyorum. Belçika’daysanız ya da Brugge’un çevresinde bir yerlerdeyseniz ki bu Paris olur, Amsterdam olur ya da başka bir yer olur, üşenmeyip mutlaka ama mutlaka buraya gelmelisiniz. Brugge sizi o kadar mutlu edecek ki “acaba az mı vakit ayırdım, bir gün daha mı kalsaydım?” gibi aklınızı kemiren sorularla bu şehirden ayrılacaksınız. 

Brugge

Brugge

Şimdiye kadar yazdığım yazılarda Avrupa şehirlerinin tarihi dokusunun ne kadar iyi korunduğundan bahsedip durdum. İşte bu tarihi dokuyu koruma mevzusunda Brugge nirvanaya ulaşmış bir şehir. Öyle ki Brugge sanki ortaçağda takılmış kalmış, üzerinden hiç zaman geçmemiş. Avrupa’nın bir çok noktasını etkileyen İkinci Dünya Savaşından bile hiç zarar görmeden çıkmış ve günümüze kadar sapasağlam gelmiş. 

Brugge

Brugge’a seyahatinizden önce gaza gelmek istiyorsanız In Brugges filmini izleyebilirsiniz. 


Uzun lafın kısası, şu fani hayatta Brugge’u bir kez olsun görmek lazım. Peki Brugge’a nasıl gideriz? Gözbebeğimiz İstanbul’dan Brugge’a maalesef direkt uçuş yok. Bu durumda Brugge’a ya Brüksel’den ya da çevredeki diğer şehirlerden ulaşım sağlamanız gerekiyor. Brüksel havaalanından direkt Brugge’a giden araçlar var ancak bunlar 120 euro gibi saçma bir para istiyor. Yine araç kiralayarak da Brugge’a gitmek bir seçenek ancak araba Brugge’da hiç ama hiç işinize yaramayacak. Bu nedenle ulaşımın en kolay, en ucuz ve de en mantıklı yolu tren. Brüksel Centraal Station ve Brüksel Midi İstasyonundan Brugge’a neredeyse her 30-60 dakikada bir trenler kalkıyor. Biletlerinizi burayı tıklayarak online alabileceğiniz gibi istasyondaki otomatlardan da alabilirsiniz. Brüksel-Brugge 2. sınıf tek yönlü bilet kişi başı 14.70 euro. Yalnız burada 2. sınıf meselesine çok fazla takılmayın, öyle çok büyük farklılıklar yok. Olsa bile mesafe kısa olduğundan çok da etkilemiyor. Eğer seyahatiniz hafta sonuna denk geliyorsa Weekend Ticket seçeneğini kullanabilirsiniz. Bu durumda biletiniz cuma akşamı saat 19.00’dan pazar gecesine kadar geçerli ve fiyatı da yarı yarıya indirimli oluyor. Brüksel-Brugge tren ile 90 dakika sürüyor. 




Hedefimiz Brugge



Brugge’da metro ya da tramvay bulunmuyor. Toplu taşıma otobüsler ile gerçekleştiriliyor. Ancak Brugge tüm turistik noktaları birbirine yakın olan, yürünerek bir günde rahatlıkla bitirilebilecek bir şehir olduğundan toplu taşımaya hiç ihtiyaç duymuyorsunuz. Brugge'da bisiklet kiralamak iyi bir tercih olabilir. Bisiklet kiralayabileceğiniz bir çok firma var. Ufak tefek değişiklikler olmakla birlikte genel olarak saatlik kiralama 4 euro, günlük kiralama ise 13 euro civarı. Burayı tıklayarak daha detaylı inceleme yapabilirsiniz.




Bisikletler için park yerleri bile var





Brüksel’den sonra Brugge’da da çikolata, bira, waffle ve patates kızartması furyası tüm hızıyla devam ediyor. Brüksel’de denemeye fırsat bulamadıysanız üzülmeyin yani :))




Brugge’de harika hediyelikler var.


Biz Brugge'da neredeyse 24 saatten bile az kaldığımız için Brugge City Card'ı almayı düşünmedik. Ancak daha geniş vaktiniz varsa ve o müze senin bu müze benim gezmeyi seviyorsanız bu kart işinize yarayabilir. Kartın 48 (fiyatı 40 euro) ve 72 (fiyatı 45 euro) saat geçerli olanları var. Bu kartla 30'a yakın müzeye ücretsiz girebiliyorsunuz. Bunun dışında bazı konser, tiyatro ve dans gibi sanatsal aktivitelerde, bisiklet kiralama ve parklarında, bazı müze shoplarda da ekstra indirim sağlıyor. Dediğim gibi Brugge'da uzun süre kalıp tüm müzeleri gezmeyi planlayanlara bu kart avantaj sağlayabilir. Burayı tıklayarak web sitesini inceleyip Brugge City Card'ı online alabilirsiniz. 


Konaklama mevzusu tamamen size kalmış. Brugge bir günde rahatlıkla gezip bitirebileceğiniz bir şehir. İster günübirlik bir gezi yapıp akşamına dönüş yaparsınız, isterseniz de bu güzel ortaçağ şehrinin romantizmini güneş battıktan sonra da yaşamaya devam edersiniz. Bana soracak olursanız yetişmeniz gereken bir şey yoksa konaklayın derim. Brugge’un gecesi de gündüzü kadar güzel çünkü. Brugge’da Historical Centre’nin dışında görülecek birşey olmadığı için konaklamayı da bu bölgeden seçmelisiniz. Biz konaklama için Brugge’un merkezi diyebileceğimiz Markt Meydanına 650 metre uzaklıktaki Lace Hotel’i tercih ettik. Tek gece için 50 euro ödedik. Otel ayrıca bazı aktivasyonlar için indirim kuponları da veriyor. Otelin hem lokasyonundan hem de temizliğinden çok memnun kaldık. 




Lace Hotel




Resimde gördüğünüz otelin indirim kartı. Bisiklet, Sagway gibi aktivasyonlarda ve bazı müzelerde %5-10 indirim sağlıyor.



Brugge açık hava müzesi gibi, gezilecek yerler açısından oldukça zengin bir şehir. İşin güzel tarafı ise daha önce de bahsettiğim gibi gezilecek yerlerin hepsi birbirine çok yakın. Ben size Brugge’u gezdiğimiz sıraya göre anlatacağım.



Brugge'daki gezi rotamız bu şekilde



Brugge’da otelimize yerleştikten sonra hemen gezmeye başlıyoruz. Zaten Brugge insanda değişik bir psikoloji yaratıyor, sanki şehre adım attığınız andan itibaren hiç durmadan gezmeli, hiçbir ayrıntıyı gözden kaçırmadan her yeri görmeliymişsiniz gibi enteresan bir hissiyata kapılıyorsunuz. Biz bir ara kendimizi öyle kaptırmışız ki dışarıdan görenler “bunlar koştur koştur nereye yetişmeye çalışıyorlar acaba??” diye düşünmüşlerdir kesin. Hiç acele etmeye gerek yok. Sakin sakin, şehri içinize sindirerek, tadını çıkararak gezmeye çalışın. 




Brugge’da her sokağın ayrı bir güzelliği var.




Brugge



Brugge’daki ilk durağımız Burg Meydanı oldu. Burası Brugge’nin ana meydanı olan Markt Meydanı’na göre daha küçük, daha mütevazi bir meydan. Burg Meydanı, zamanında Brugge’nin ilk yerleşim yeriymiş. Günümüzde ise Brugge’nin idari merkezi konumunda. Stadhuis (yani Belediye Binası), Eski Nüfus Müdürlüğü, Brugge Müzesi ve Psikopos Sarayı bu meydanda yer alıyor. Ancak bunlar içerisindeki en önemli yapı Belediye Binası’nın hemen sağ tarafında bulunan Kutsal Kan Kilisesi. Yapımına 12. yy’da başlanan kilise taa 20 yy’da bitirilebilmiş. Kilise ismini Hz. İsa’nın kanının bulunduğuna inanılan bir bez parçasından alıyor. Haçlı seferleri sırasında bir şovalye tarafından Kudüs’ten getirilen bu bez parçası günümüzde bu kilisede cam bir fanusun içinde sergileniyor. Başında bir din görevlisi bulunuyor. Ve upuzun bir sıra oluşturan ziyaretçiler bu cam fanusu öpüp başında dua ediyorlar. Kilise sabah saat 09.30 - 12.30 , öğleden sonra ise 14.00 - 17.30 arasında açık ve girişi ücretsiz. 





Burg Meydanı, gördüğünüz bina da Stadhuis yani Belediye Binası



Kutsal Kan Kilisesi


Sonraki durağımız Brugge’nin kalbi diyebileceğimiz Markt Meydanı oldu. Ortaçağdan kalma evleri, heybetli Belfry saat kulesi, faytonları ve birbirinden tatlı cafeleri ile harika bir meydan burası. Yalnız o güzelim meydanın ortasına kurulan ve ne işe yaradığını anlamadığım koskocaman anlamsız çadırlarla meydanın ortaçağ dokusunu bozan Brugge Belediyesini ayrıca tebrik etmek lazım. Yüzyılların yapamadığını belediye iki uyduruk çadırla yapmış yani. Neyse biz yazımıza devam edelim. Meydanın her yerinde gördüğünüz faytonlara binerek şehri turlayabilirsiniz. Fayton turları haftanın her günü saat 09.00-18.00 arası yapılıyor, fiyatı ise 50 euro. Faytona 4 kişi binebiliyor, süresi ise yaklaşık 40 dk. Aynı kanal turundaki gibi sürücünüz size aynı zamanda rehberlik de ediyor. Biz şehri kanallardan turladığımız için faytona binme gereği duymadık. Ancak faytonu da tercih eden birçok turist vardı, karar size kalmış. 




Markt Meydanı ve Pieter de Coninck Anıtı



Bu da o güzelim meydanın ortasına dikilmiş manasız çadır.



Markt Meydanındaki faytonlar



Markt Meydanı’nda dikkatinizi en çok, 83 metrelik kulesiyle, Brugge’nin en uzun yapılarından biri olan Belfry ya da Belfort Saat Kulesi çekecek. Heybeti ile meydana girer girmez bütün beğenileri üzerine topluyor zaten. Belfort Saat Kulesinin en önemli özelliği tam 47 adet farklı çan sesine sahip olmasıdır. Eskiden önemli olayları halka haber vermek için farklı çan sesleri kullanılırmış. Sonrasında da saat mekanizması eklenmiş. Eğer isterseniz saat kulesinin tepesine de çıkabiliyorsunuz ancak kötü bir haberimiz var; maalesef asansör yok. Yukarı çıkabilmek için 366 merdivencik çıkmanız gerekiyor. Üstelik bu merdivenler yukarı çıktıkça daralan, tek kişinin bile neredeyse zar zor geçebildiği türden. Bu yüzden belli sayıda kişiyi içeri alıyorlar. Bu da dışarıda kocaman bir sıranın oluşması anlamına geliyor. Roma’daki St. Pietro Katedralinin tepesine çıkarken zar zor nefes aldığım o daracık merdivenlerde yeterince travmatik oldum sanırım, dolayısıyla buraya çıkmayı hiç göze alamadım. Artık klostrofobik bir flamingoyum ben :) Belfort Saat Kulesi’ne haftanın her günü saat 09.30 - 18.00 arasında, 10 euro ödeyerek çıkabilirsiniz. 



13. yüzyılda yapılan Belfort Saat Kulesi Brugge’nin en önemli simgesi. 





Markt Meydanı’na kurulmuş olan yüksek platformlardan güzel selfiler çekebilirsiniz.



Markt Meydanı'nda katılabileceğiniz aktivasyonlardan biri de Historium. Historium misafirlerini teknolojinin her türlü nimetini kullanarak hazırladığı interaktif bir sunumla Brugge'nin altın çağını yaşadığı 15.yy'a götürüyor. Girişi 13.5 euro. Gidenler çok memnun ayrılıyor, haberiniz olsun.


Historium



Historium’un hemen yanında Biermuseum yani Bira Müzesi var. Burada biranın tarihi hakkında bilgi edinip bira nasıl yapılıyor onu öğreniyorsunuz. İsterseniz biraları deneyebiliyorsunuz. Girişi 15 euro.




Biermuseum



Brugge’da yapılmadan dönülmeyecekler listesinin ilk sırasında yer alan Kanal Turu’na geldi sıra. Kanal turunun biletini Markt Meydanı’nın hemen arka sokağında bulunan ve Brugge’de çok meşhur olan (benim de daha sonra yazımda bahsedeceğim) 2be’nin hemen önünden aldık. Turlar haftanın her günü 10.00-18.00 arasında yapılıyor. Bunun gibi bir kaç ana noktadan daha biletleri temin edebilirsiniz. Şehrin her yerinde bilet fiyatları sabit; erişkinler 8 euro, çocuklar  4 euro. Ne yalan söyleyeyim şehri bu kadar turistle dolup taşarken görünce ana aktivasyonlardan biri olan kanal turunun Venedik’teki gondol turu gibi saçma bir fiyat olmasını bekliyordum. Görevli 8 euro deyince inanın sevinç gözyaşlarımızı zor tuttuk. Teknelerde 3 sıra halinde oturuyorsunuz, biz daha rahat fotoğraf çekebilmek adına kenarda oturmayı tercih ettik. Tur aşağı yukarı 30-40 dakika kadar sürüyor. Kanal turu ile Brugge hakkında hem genel bir bilgi edinebiliyorsunuz hem de harika fotoğraf kareleri yakalayabiliyorsunuz. Brugge’da kanal turunu mutlaka listenize ekleyin.





Kanal Turu için biletimizi 2be’nin hemen karşısındaki bu gişeden aldık. Başka noktalarda da bu gişelerden göreceksiniz. 




Biletinizi alıp sıraya giriyorsunuz. Sırayı görünce gözünüz çok da korkmasın, hızlı ilerleyen bir sıra bu. 




Ve Kanal Turu başlıyor.




Kanal Turu




Kanal Turu




Arkamızda gördüğünüz karizmatik kaptanımız tur boyunca bize önünden geçtiğimiz binalar ve Brugge hakkında bilgiler verdi. Tabii inerken bahşişini almayı da ihmal etmedi :)





Kanal turu bittiğine göre etraftaki her şeyin önünde poz veren turist moduna geçebiliriz.


Belfort Saat Kulesi’nin sağındaki cadde şehrin en ünlü alışveriş caddesi olan Steenstraat. Her dakika hareketli ve eğlenceli olan bu caddede gezmesi çok eğlenceli. 



Steenstraat eğlenceli görüntüler yakalayabileceğiniz bir cadde

Steenstraat’ın sonunda şehrin ana kilisesi olan St. Salvador Katedrali bulunuyor. Girişi ücretsiz. (fotoğraf internetten alınmıştır)

St. Salvador Katedrali

St. Salvador Katedrali’nin önünden geçerek Church of our Lady ve St. Jans Hospital’in bulunduğu Katelijnestraat’a giriyoruz. 
Tarihi 11. yy’a dayanan St. Jans Hospital Avrupa’nın en eski hastanesi olarak biliniyor. Taa 1978 yılına kadar da hizmet vermiş. Şu anda ise müze olarak kullanılıyor. Haftanın her günü saat 09.00 - 17.00 arası ziyarete açık olan müzenin girişi 8 euro. Maalesef biz Brugge sokaklarında aval aval dolanırken zaman haince ilerlemiş ve biz giriş için son saati kaçırmışız :((

Meşhur kırmızı pencereleri ile St. Jans Hospital


St. Jans Hospital



St. Jans’ın hemen karşısında Flemenkçesi Onza Lieve Vrouwekerk olan Church of Our Lady var. Kilisenin 122 metrelik çan kulesi Brugge’nin en uzun yapısı. Ancak buranın ayrı bir önemi var. Roma’da, Floransa’da adı her taşın altından çıkan Michelangelo’nun İtalya dışındaki tek eseri burada bulunuyor. Kiliseye giriş ücretsiz , ancak Michelangelo’nun “Meryem ve Çocuk” heykelini görmek için 3 Euro ödemeniz gerekiyor.




Church of Our Lady



Michelangelo'nun ünlü "Meryem ve Çocuk" heykerli 

Sıra geldi benim Brugge’daki en sevdiğim yere; Begijhof - Beguinage Manastırına. Kabul ediyorum Brugge’da çok daha güzel yerler var ancak burası bana inanılmaz huzurlu geldi. Rüzgarla uçuşan dalların sesi, bembeyaz evler, o huzur verici sessizlik… Ne bileyim ben en çok burayı sevdim işte. 1245 yılında yapılan Begijnof, yalnız kadınların ve rahibelerin yaşadığı, tamamen basitlik üzerine kurulmuş bir yer. Avlusuna girip gezmek ücretsiz. Bir de müze kısmı var ki buraya giriş de 2 euro



Begijnof’un bu güzel beyaz evleri UNESCO dünya mirası listesinde yer alıyor. 



Begijnof



Siz siz olun sakın Begijnof’ta gürültü yapmaya ya da rahibelerin fotoğraflarını çekmeye kalkmayın, ciddi ciddi sinirleniyorlar.



Beginjhof’tan çıkıp Brugge’deki son durağımız olan Minnewater Park’a, ya da daha romantik adıyla Aşk Gölü’ne yürüyoruz. Minnewater Park bizim için iyi bir final oldu. Çimlere serilip kuşların sesini dinleyerek bütün günün yorgunluğunu attık diyebilirim. Çantanıza bir şeyler attıysanız burası piknik için de çok uygun bir yer.

Minnewater Park

Minnewater Park

Minnewater Park’taki seyyar pisuvarlar :))

Siz benim böyle kötü çıktığıma bakmayın, biraz uğraşırsanız Minnewater'ın meşhur kuğularıyla eğlenceli selfiler çekebilirsiniz.


Evet, Brugge’yi karış karış gezdik, yorulduk ve de haliyle acıktık. Brugge’de az vakitte çok yer gezmemiz gerektiğinden bütün gün birbirinden güzel cafe ve restoranların önünden içimiz cız ede ede geçtik. Artık akşama güzel bir yemek yesek iyi olur diye düşündük ve etobur olan biz, tripadvisor puanı da oldukça yüksek olan R&B’yi seçtik. Açılımı Ribs ’n Beer. Burada sabit bir fiyat ödüyorsunuz ve istediğiniz kadar pirzola yiyebiliyorsunuz. Bizim gittiğimiz dönemde bu fiyat kişi başı 18 euro idi. İçecekler için de ayrıca para ödüyorsunuz. Etin lezzetine gelince ben soslu pirzola seçmiştim ama sos bana çok tatlı geldiğinden maalesef pek beğenemedim. Sossuz olanı daha iyi gibiydi. 2 kişi içeceklerle birlikte toplamda 44.70 euro ödedik. 

R&B adresi; Ezelstraat 50, 8000 Brugge, Belçika

R&B

Fişimizi de koyuyorum :p

Son olarak da Brugge’da bayağı meşhur olan bir yerden, 2be Beer Wall’dan biraz bahsetmek istiyorum. Burası için Brugge’nin en ünlü birahanesi desek abartmış olmayız herhalde. Ne kadar ünlü olduğunu anlamak için başınızı uzatıp içeri bakmanız yeterli. Tamamıyla turistlerin istilasına uğramış bir yer göreceksiniz. Bırakın oturup bir şeyler içmeyi kalabalıktan dolayı fotoğraf çekmek bile neredeyse imkansız. Ancak sıra bekleyecek kadar vaktiniz ve sabrınız varsa burada mutlaka birşeyler için derim. Bir kere buranın lokasyonu harika. Tam kanalın yanında muhteşem Brugge manzarasına karşı bir şeyler içmek gerçekten de çok zevkli. İkinci olarak da burada aklınızın alamayacağı kadar çok bira çeşidi var. İsterseniz bir çok bira çeşidini azar azar tadabiliyorsunuz.

2be adresi; Wollestraat 53, Brugge

Sonuç olarak Brugge yılda yaklaşık 2 milyondan fazla turist alarak Avrupa’nın en önemli destinasyonlarından biri haline gelmiş durumda. Avrupa şehirleri genel olarak birbirine benzer kabul ediyorum ama Brugge, günümüze kadar getirmeyi başarabildiği ortaçağ havası ile size diğer avrupa şehirlerinden farklı bir deneyim yaşatacak. Benim Brugge hakkında söyleyeceklerim bu kadar. Umarım yazım gitmeyi planlayan arkadaşlara yardımcı olmuştur. Farklı bir destinasyonda buluşmak üzere…

Brüksel gezi yazısı için buraya tıklayın...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder