Sayfalar

20 Temmuz 2017 Perşembe

BRÜKSEL GEZİ REHBERİ


Bu bayram rotamız Brüksel

Yine bir bayram tatili… Gerçi bu sefer 9 günlük efsane tatiller yok karşımızda, hepi topu 5 güncük bir tatilimiz var. Düşündük taşındık, interneti de kafi miktarda karıştırdık ve uzun zamandır yapmayı planladığımız Belçika-Hollanda turu için ideal zamanın bu olduğuna karar verdik. Gidiş Brüksel, dönüş Amsterdam (yani 1 gün Brüksel, 1 gün Brugge, 3 gün de Amsterdam) olacak şekilde planlama yaptık. 

Tailimizin ilk durağı Brüksel oldu. Siz de gitmeden interneti biraz karıştıracak olursanız gezgin kardeşlerimizin Brüksel hakkındaki olumsuz yorumları ile sıkça karşılaşacaksınız. Bu olumsuz yorumlar kafamızı karıştırmadı desek yalan olur. Acaba Brüksel’deki bir günü de Amsterdam’a mı aktarsak diye kafa karışıklığı yaşarken, sonuçta Avrupa’nın ortasındaki bir başkent ne kadar kötü olabilir ki diye düşünüp gitmeye karar verdik. İyi ki de öyle yapmışız çünkü Brüksel bizde öyle çok da olumsuz bir izlenim yaratmadı açıkçası. Ortaçağdan kalma evleri, çikolatacıları ve şehrin geneline hakim olan waffle kokusu ile gayet güzel hatıralara ev sahipliği yaptı. Ancak tüm bu olumlu yönlerine rağmen Brüksel öyle tek başına zaman ayrılacak bir şehir de değil. Bir kere Brüksel çok merkezi bir konuma sahip, Paris ve Amsterdam’a trenle 1-2 saatlik mesafelerde bulunuyor. Bu merkezi konumdan faydalanıp Brüksel seyahatinizi Paris ve Amsterdam rotaları ile birleştirmeniz sizi turistik açıdan daha fazla tatmin edecektir. 

Ortaçağdan kalma evleri ile Brüksel

Bu kadar laftan sonra gelelim Brüksel’e. Aslında Brüksel yüzyıllar öncesinde bataklığın kurutulması ile ortaya çıkmış bir şehir. Belçika’nın başkenti, aynı zamanda Avrupa Birliğine de başkentlik yapıyor. AB Komisyonu, AB Bakanlar Kurulu, AB Parlamentosu ve bunların yanında NATO Merkez Karargahı bu şehirde yer alıyor. Yani kısacası, Brüksel’in her tarafından bürokrasi fışkırıyor. 

Brüksel İstanbul’dan yaklaşık 3 saat 15 dk sürüyor. THY ve Pegasus’un direkt uçuşları mevcut. Brüksel’de iki adet havaalanı var. Bizim indiğimiz yani THY’nin indiği havaalanı Zaventem. Az önce de dediğim gibi burası THY’nin ve bütün büyük hava yolu firmalarının indiği Brüksel’in ana havaalanı. Zaventem’in en güzel tarafı merkeze sadece 12 km mesafede bulunması. Merkeze ulaşımın en kolay yolu ise tren. Zaventem’den Brüksel Central’e neredeyse her 15 dakikada bir tren var. Biletlerinizi gişedeki görevlilerden ya da otomatik makinelerden 8.80 euroya alabilirsiniz. Sonrasında 20 dakikada Brüksel Central Stationdasınız. Tren kullanmak istemeyenler için otobüs ve taksi seçenekleri de mevcut tabii ki. Diğer havaalanı ise Pegasus’un indiği Charleroi Havaalanı. Bu havalimanı için aslında Brüksel’de değil de Brüksel’in yakınlarında demek daha doğru olur. Çünkü Brüksel Central’e yaklaşık 60 km uzaklıkta. Havaalanından merkeze ulaşmak 1-1,5 saat kadar sürüyor. Charleroi’den merkeze ulaşmanın en uygun yolu ise otobüs. Otobüs ile Brüksel’in ana istasyonlarından olan Brüksel Midi İstasyonuna geliyorsunuz. Otobüs biletini önceden online alabileceğiniz gibi otobüsün içinden de alabilirsiniz. Online alırsanız 14 euro, otobüsten alırsanız 17 euro ödüyorsunuz. Yine de Zaventem’e göre Charleroi’den merkeze ulaşmak çok daha yorucu ve masraflı oluyor. Hele bir de bizim gibi bırakın saatleri dakikaların bile önemli olduğu, sıkıştırılmış bir gezi programınız varsa artık kesenin ağzını açıp THY’yi tercih etme vaktiniz gelmiş demektir. 

Havaalanında her yerde merkeze nasıl ulaşabileceğiniz konusunda bilgi veren Travel İnformation ekranları var. Fotoğrafı biraz yakınlaştırırsanız ulaşım sürelerini ve fiyatlarını daha net görebilirsiniz. 

 Tren bileti alacağınız makineler bunlar. Bu makinelerin hemen hepsi ya kredi kartı ya da ya da bozuk para ile çalışıyor.

Brüksel Central Station Brüksel'in ana istasyonudur. Buradan her yere kolaylıkla ulaşabilirsiniz.

Brüksel küçük bir şehir olduğundan şehir içi ulaşımda çok fazla toplu taşıma ile işiniz olmuyor. Sadece eski şehir bölgesinden Atomium, Mini Europe gibi yapıların bulunduğu yeni şehir bölgesine geçerken toplu taşımayı kullanıyorsunuz. Tabii en çok metro kullanılıyor. Fiyatlara bakacak olursak;
  • Tek yön metro bileti 2,10 euro
  • 5’li bilet 8 euro
  • 24 saat geçerli bilet 7,5 euro
  • 48 saat geçerli bilet 14 euro
  • 72 saat geçerli bilet 18 euro
(daha detaylı bilgi için buraya tıklayarak web sitesini inceleyebilirsiniz)

Bunların dışında Brüksel’de vaktiniz çoksa, bol bol müze gezmek ve ekstra  bazı aktivasyonlara katılmak isterseniz Brussels Card alabilirsiniz. Brüksel Card’ın 24- 48 ve 72 saat geçerli olanları var. Eğer isterseniz aldığınız karta Hop on Hop off ya da toplu taşıma seçeneklerini de dahil edebilirsiniz. Fiyatı seçeneklere göre 24 euro ile 57 euro arasında değişkenlik gösteriyor. Daha ayrıntılı inceleme için burayı tıklayın lütfen. Başta da söylediğim gibi bu kart vakit bolluğunda tercih edilebilecek bir kart. 

Brussels Card

Biraz da konaklamadan bahsedelim. Brüksel’in bizi ilgilendiren turistik kısmı ünlü meydanı Grand Place ve çevresi. Konaklama için bu alanı tercih ederseniz Brüksel’de hemen her yeri rahatlıkla yürüyerek gezersiniz, çok fazla toplu taşımayla falan uğraşmamış olursunuz. Biz Grand Place’ye 5 dakika yürüme mesafesindeki Bedford Hotel & Congress Centre’de kaldık. 1 gece için 67 euro ödedik ve bu fiyata kahvaltı dahildi. Kahvaltısı ise klasik avrupa kahvaltısıydı işte, kruvasan, kahve falan. Otelin konumundan, odasından, temizliğinden ve kahvaltısından gayet memnun kaldık. Gidecek olanlara öneririz. Peki Brüksel’de ne kadar kalmalıyız diye soracak olursanız bizce 1-1,5 gün yeterlidir. 



Tabii bir de Brüksel’le bütünleşmiş olan bazı şeyler var ki, bunları tatmadan, denemeden Brüksel’den ayrılmamalısınız. Nedir bunlar diye soracak olursanız; Çikolata, waffle, bira ve patates kızartması. 
Brüksel’de en çok karşınıza çıkacak olan şey birbirinden güzel çikolatacılar. Hangi sokağa girseniz, hangi yöne dönseniz bir çikolatacı görüyorsunuz. Yazımda ileride de bahsedeceğim gibi bunların en turistik olanları Grand Place ve çevresinde bulunuyor. Tabii ki bunlar içerisinde de çok meşhur olan mağazalar ve markalar var ancak çok da markaya takılmaya gerek yok. Zaten herşey o kadar güzel ve lezzetli görünüyor ki ister istemez kendinizi mağazaların içerisinde alakalı alakasız her şeyi alırken buluyorsunuz. 

Brüksel'de her yer ama her yer çikolatacı. Nasıl olmasın ki sonuçta Brüksel demek çikolata demek. Bu çikolatacıların da en turistik olanları tabii ki Grand Place ve çevresinde bulunuyor.

Karşınıza bazen birbirinden değişik şık modeller,

Bazen de eğlenceli ve fantastik çikolata çeşitleri çıkacak :))

Waffle ise benim hassas noktam. En sevdiğim, yemekten en mutluluk duyduğum şey diyebilirim. Brüksel ise neredeyse her sokağı waffle kokan bir şehir. Tam yerine düştüm yani. Allahtan Brüksel’de yaşamıyorum, çünkü burada yaşasam gezginflamingo değil de obezflamingo olarak oradan oraya yuvarlanır dururdum. Brüksel’in waffleları bizimkinden farklı olmasına rağmen çok da lezzetli, denemeden dönmeyin yani. Fiyat olarak da şöyle, waffle’ın kendisi 1 yada 2 euro gibi bir fiyata satılıyor. Üzerine koydurmak istediğiniz her şey için de ayrıca ödeme yapıyorsunuz. Örneğin waffleınızın üzerine dondurma koydurmak istediniz 3 euro, çilek 2 euro gibi. Bunların da fiyatları koydurmak istediğiniz şeye göre 1,5-4 euro arasında değişiyor.

Waffle dükkanlarının önünde upuzun sıralar var


Burada gördükleriniz ise Stick Waffle


Avrupa’da bira dendiği zaman akıllara gelen şehirlerden biri Brüksel. Çikolata gibi biranın da her türlüsü her çeşidi bu şehirde mevcut. Brüksel’de bira deneyebileceğiniz en meşhur yer ise Grand Place’nin arka sokağında bulunan Delirium Cafe. Burası içerdiği bira çeşitleri ile Guiness rekorlar kitabına girmiş kocaman bir cafe. Bunun dışında bira tadımı yapabileceğiniz Beer Tasting barlar da var. Yani istediğiniz kadar bira türünü seçiyorsunuz, ardından orta boylarda bardaklarda biralarınız geliyor. Böylece aynı anda bir çok biranın tadına bakmış oluyorsunuz. Fiyatlar değişken ama fikir oluşması açısından bana denk geleni söyleyeyim; 4 adet 150cc bira 8 euro. Denemek istediğiniz çeşide göre fiyat da doğal olarak değişiklik gösteriyor.

Delirium Cafe


Delirium Cafe


Beer Tasting


Son olarak patates kızartmasından bahsedeyim biraz. Aslında çok da bahsedecek bir tarafı yok, bildiğiniz patates kızartması işte. Hatta yağından mıdır nedir bilmem bana biraz da ağır geldi. Elinize alıp yiyebileceğiniz patates kızartmalarını da yine Brüksel’de her yerde bulabilirsiniz. Kızartmanın fiyatı 4 euro kadar, yanına aldığınız sosların ücretleri de 2-4 euro arasında değişiyor.

Özellikle Grand Place ve çevresinde her yerde patates kızartması ve waffle yiyeceğiniz cafeler var. 

Patates kızartması bizdekine göre ağırdı

Bu kadar genel bilgiden sonra sıra geldi gezilecek yerlere. Brüksel’i kabaca eski ve turistik yapıların bulunduğu, her yerin yürünerek kolayca gezilebildiği Aşağı Şehir ve yeni yapıların bulunduğu, ulaşım için toplu taşımanın yardımına başvurmanız gereken Yukarı Şehir olmak üzere ikiye ayırabiliriz. Aşağı Şehirde Grand Place, Manneken Pis, Jeanneke Pis, Rue Neuve, St. Hubert Pasajı, Kraliyet Sarayı gibi Brüksel’i Brüksel yapan ana yapılar bulunuyor. İşin güzel tarafı bunların hepsi birbirine 5-10 dakikalık yürüme mesafelerinde. Yukarı Şehir’de ise Atomium, Mini Europe gibi yürüyerek gezemeyeceğiniz, toplu taşımaya ihtiyaç duyacağınız yerler var. Kısacası turist olarak bizim işimiz esas olarak Aşağı kısımda, ancak vaktimiz kalırsa Yukarı kısma geçmeyi planlıyoruz. 




Gördüğünüz gibi Brüksel'de her yer birbirine çok yakın



Gezmeye ilk olarak otele yakınlığından dolayı Manneken Pis ile başladık. Normalde etrafındaki turist kalabalığı olmasa yanından öyle usulca geçip gideceğiniz, başınızı çevirip bakacak kadar bile dikkatinizi çekmeyecek bir heykel(daha doğrusu heykelcik) Manneken Pis. Yani hepi topu 60 santimlik hiçbir özelliği olmayan bu heykelin bu kadar ünlü olması Roma’ya Floransa’ya hakarettir bence. Neyse daha fazla sinirlenmeyeyim :P Bu sevimsiz ‘İşeyen Çocuk Heykelinin’ 1000’e yakın kıyafet barındıran çok geniş bir gardrobu var. Keyif olsun diye değişik değişik giydiriyorlar. 




Köşeye sıkışıp kalmış minicik Manneken Pis




Bazı festivallerde heykelin pipisinden su yerine bira akıtıyorlarmış. Fantastik :))

Manneken Pis’ten birkaç blok ötede bulunan ve Brüksel denince akla ilk gelen yer olan Grand Place (orijinal adıyla Grote Markt)’ye geçiyoruz. Burası öyle çok da devasa olmayan, etrafında döneminin özellikleri olduğu gibi korunmuş birbirinden şık binalar barındıran, sevimli cafe ve restoranlara ev sahipliği yapan çok güzel ve hareketli bir meydan. Zaten oldum olası Avrupa’nın meydanlarına bayılmışımdır, dolayısıyla gelenek yine bozulmadı; bu meydana da bayıldım. Bu meydanda zaman zaman çeşitli konser, festival ve sanat etkinlikleri de düzenleniyor. Düzenlenen festivallerden en ünlüsü ise 2 yılda bir yapılan Tapis de Fleurs (Çiçek Halısı) festivali. 


Grand Place günün her saatinde hareketli, cıvıl cıvıl bir meydan





Grand Place UNESCO dünya mirası listesinde bulunuyor.




96 metrelik kulesi ve muhteşem gotik mimarisiyle meydandaki diğer yapılar içerisinde kendini hemen farkettiren Hotel de Ville günümüzde belediye sarayı olarak biliniyor.


Hotel de Ville’ye sırtınızı döndüğünüzde karşınızda kralın evi olarak bilinen Maison du Roi’yi göreceksiniz. Burası günümüzde Brüksel Şehir Müzesi olarak kullanılıyor. Bu müze Brussels Card’ın ücretsiz aktivasyonları içerisinde, kartınız yoksa girişi 8 euro.



Grand Place'nin ara sokaklarında çok güzel şeyler bulacaksınız


Bu pirinç heykel Hotel de Ville’nin hemen yan tarafında bulunuyor. Heykele dokununca Brüksel’e tekrar gelineceğine dair bir turist efsanesi de mevcut. 

 Sonraki durağımız Grand Place’ye çok yakın olan (hemen arka sokağında Delirium Cafe’nin karşısında) Jeanneke Pis. Şu işeyen çocuk heykeli çok tutunca ona arkadaş olsun diye bu işeyen kız çocuğu heykelini yapmışlar. Bir de çalınmasın diye etrafını parmaklıklarla kapatmışlar :)) 

Parmaklıkların arkasına hapsedilmiş Jeanneke Pis


Sırada avrupanın ilk AVM’si olan St. Hubert Pasajı var. Üstü tamamen camla kaplı çok şık bir pasaj burası. İçerisinde birbirinden güzel çikolatacılar, tasarım mağazalar ve şık cafeler var. 

St. Hubert Pasajı

St. Hubert Pasajı'nın içi çok güzel

St. Hubert pasajından St. Michael & St. Gudula Katedaraline doğru yürüyoruz. Burası 12. yüzyıldan kalma bir katedral. Girişi ücretsiz. İçi de diğer katedral gibi, öyle değişik bir şey yok (ya da artık bana kiliselerin katedrallerin hepsi aynı geliyor). Giriş ücretsiz ancak katedralin ücretli olan bazı bölümleri var. Bu bölümleri de gezmek isterseniz buraya tıklayarak  daha detaylı bilgi alabilirsiniz. 

St. Michael & St. Gudula Katedrali

Katedralin içi

Avrupa’nın küçük büyük her kentinde olduğu gibi Brüksel’de de şehrin göbeğinde yemyeşil parklar var. St. Michael Katedrali’nin hemen yanında bulunan Brussels Park bunlardan biri. Çok büyük bir park değil burası. Ancak çimlere uzanıp dinlenen insanları, etrafta koşturan çocukları görünce keşke bizim de şehirlerimizde böyle parklar olsa diye içimizden bir kere daha geçirmemize neden oluyor Brussels Park. 

Brussels Park

Şansımıza parkta çok eğlenceli bir konser vardı.

Parktan aşağı doğru yürüdüğünüzde karşınıza Kraliyet Sarayı yani Royal Palace çıkacak. Burası her ne kadar kraliyet ailesinin resmi sarayı olsa da günümüzde aile burada yaşamıyor. İsterseniz içini gezebiliyorsunuz. Yaz aylarında 10.30 - 16.30 saatleri arasında saray açık ve de ücretsiz.


Royal Palace




Brussels Park’tan çıkar çıkmaz Place Royal sizi karşılıyor.



Kraliyet Sarayı’na sadece 10 dakika mesafede bulunan Sablon Meydanı (yani Place du Grand Sablon) vakit geçirmekten en çok zevk aldığınız yer olacak. Bu meydanda Brüksel’in olmazsa olmazı çikolatacılar, antikacılar, birbirinden güzel cafe ve restoranlar bulunuyor. Ayrıca her pazar burada kocaman bir bit pazarı kuruluyor. 




Place du Grand Sablon




Meydandaki eski evler çok şık duruyor




Meydanda göreceğiniz bu kilise Notre Dame de La Chapelle



Merkezde gezilecek ana noktalar bunlar. Bu kadar yürümenin üzerine enerjiniz ve vaktiniz kaldıysa, yorgunluğunuz alışveriş modunuza engel değilse yukarıdaki listeye Grand Place’nin çok yakınında bulunan Rue Neuve’yi de ekleyebilirsiniz. Burası Brüksel’in ana alışveriş caddesi. Aradığınız bir çok markayı, dizayn ürünü burada bulabilirsiniz. Fiyatlar nasıl derseniz euronun 4 TL olduğu bir yerde maalesef çok uygun demek mümkün değil. Ancak daha önce başka şehirlerde gördüğümüz Primark burada da fiyat açısından en uygun mağaza. Zaten içeri de sıra ile alıyorlar. 




Brüksel’in ana alışveriş caddesi Rue Neuve




Primark Rue Neuve’nin en çok ilgi gören mağazası


Aslında benim Brüksel’de gezdiğim yerler bu kadar. Zamanımız yetmediğinden Atomium ve Mini Europe’a gidemedik. Ancak yazımda bütünlük olması açısından çok kısa buralardan da bahsetmek istiyorum. En başta da dediğim gibi buralar Brüksel’de toplu taşımaya ihtiyaç duyacağınız, merkeze uzak kalan yerler.

İlk olarak Mini Europe’dan başlayalım. Metroya binip Heysel durağında inerseniz Mini Europe’a kolaylıkla ulaşabilirsiniz. Mini Europe’un girişi 15,30 euro. Buraya kadar gelmişken Atomium’a da çıkıp tüm turistik aktivasyonlarımı layığı ile yerine getiririm diyorsanız biletinizi Atomium bileti ile birleştirmeniz daha mantıklı. Bu durumda Mini Europe + Atomium bilet fiyatı 24,70 euro oluyor. Parkta Avrupa’nın önemli noktalarının 1:25 oranında küçültülmüş maketleri yer alıyor. Yeterli vaktiniz varsa eğlenceli zaman geçirebileceğiniz bir yer. 




Mini Europe (fotoğraf internetten alınmıştır)





Atomium Mini Europe’un hemen yanında bulunuyor. Atomium Brüksel’in simgelerinden biri olarak kabul ediliyor. 1958 dünya fuarı için inşa edilmiş. Bir demir kristalinin 165 milyar kez büyütülmüş hali tasvir edilmiş. Atomium, her biri 18 metre çapında 9 ayrı bölümden oluşuyor. İsterseniz son katına çıkıp manzarayı izleyebilirsiniz. Atomium’a çıkış 12 euro. Az önce de bahsettiğim gibi Atomium + Mini Europe biletini kombolarsanız 24,70 euro oluyor. Son olarak romantik arkadaşlara güzel bir haberim var. Atomium’un tepesinde güzel bir akşam yemeği de organize edebilirsiniz. Burayı tıklayarak web sitesini inceleyip online rezervasyon yapabilirsiniz.




Atomium (fotoğraf internetten alınmıştır)



Brüksel’e geldik, gezdik, yorulduk. Artık bişeyler yiyip içmenin vakti geldi diye düşünüyorum. Brüksel’deki tek akşam yemeğimizi Publico’da yemeye karar verdik. Tabii bu seçimimizde en büyük yardımcımız yine Tripadvisor oldu. Publico Tripadvisor’da üst sıralarda yer alıyor. Esas olarak biftekleri meşhur, ancak eğer isterseniz menülerinde deniz ürünleri ya da vejerteryan ürünler de bulunuyor. Tabii ki biz de birer kırmızı et delisi olarak biftek yedik. Gerçekten de lezzetliydi, fiyatılar da ortalama. Steak tarzı et sevenlere önerebileceğimiz bir mekan Publico. Buraya tıklayarak Publico'nun menüsünü ve fiyatlarını inceleyebilirsiniz. 


Adres; Rue des Chartreux 32, 1000 Bruxelles, Belçika


Publico

Yediğimiz Steak çok lezzetliydi

Fişimizi de koyuyorum :p

Brüksel- Brugge- Amsterdam gezimizin ilk ayağını bitirmiş olduk. Umarım yazdıklarım gidecek olan arkadaşlar için faydalı olur. Brugge yazımızda görüşmek üzere. 




Paris gezi yazımızı okumak için buraya tıklayın..






Hiç yorum yok:

Yorum Gönder