Sayfalar

24 Temmuz 2015 Cuma

SAN FRANCİSCO GEZİ REHBERİ

Körfezin Güzel Şehri


San Francisco "City by the Bay"


San Francisco, ABD’nin en güzel eyaletlerinden biri olan California’nın kuzeyinde yer alıyor. Eyaletin 4. büyük şehri. Körfezin kenarına konuşlanmış olan bu şehir Victorian tarzı evleri, inişli çıkışlı yoları, kıpkırmızı Golden Gate köprüsü, tarihi Cable car’ı ve daha birçok özelliği ile ABD gezisine mutlaka dahil edilmesi gereken noktalardan biri. 

San Francisco'da da yine elimizde haritalarla düştük yollara..

San Francisco deprem bölesinde yer alıyor. Şehir 1906 yılında yaşanan deprem ve sonrasında meydana gelen korkunç yangında neredeyse tamamen yok olmuş. Şehrin yarısı evsiz kalmış. Ancak sonrasında hızlı bir şekilde yeniden inşa edilmiş. San Francisco bu özelliğiyle de günümüzde hala Hollywood filmlerine konu oluyor. Son dönemde çekilen ‘San Andreas Fayı’ bol bol San Francisco manzarası içeriyor. 

Maalesef filmde güzelim San Francisco yerle bir oluyor :((

San Fransisco ABD’nin en liberal şehirlerinde biri olma özelliğini de taşıyor. Şehir nüfusunun büyük bir kısmı eşcinsel. Şehri gezerken de bunu fazlasıyla hissediyorsunuz. Eşcinsellerin simgesi olan gökkuşağı bayrağı adeta San Francisco’nun da simgesi haline gelmiş, şehrin her yerinde dalgalanıyor. Ayrıca Amerikan Eşcinseller Derneği de bu şehirde bulunuyor. 

Şehrin her yerinde rengarenk gökkuşağı bayrakları dalgalanıyor.

California denince akla gelen o sıcacık iklimi ve pırıl pırıl gökyüzünü şimdilik aklınızdan çıkarın. Çünkü San Francisco bildiğiniz soğuk bir şehir. Mark Twain San Francisco’nun havası için bakın ne söylemiş; “Hayatımın en soğuk kış gecesini, San Francisco’da bir yaz akşamı yaşadım.” San Francisco’nun havası ancak bu kadar güzel ifade edilebilirdi. Haziran sonunda California’ya giden çılgın gençler olarak bu kadar soğuk bir havayla karşılaşabileceğimizi düşünmemiştik açıkçası. Sabah otelin penceresinden baktığımda kaban giyip, atkı-bere takan insanları görünce şaşırmıştım. Ancak dışarı çıkınca ilk işimiz gidip kalın birşeyler almak oldu. Siz siz olun yanınıza kalın bir şeyler almadan San Francisco'ya gitmeyin. Yoksa özellikle de akşamları çok üşürsünüz.  

Union Square


Union Square

Şehir güvenli mi diye soracak olursanız, ben kendimi (özellikle de şehrin bazı bölümlerinde) çok da güvende hissetmedim. O kadar çok evsiz var ki tedirgin olmamak elde değil. Şehrin en merkezi yeri olan Union Square’de bile akşam belli bir saatten sonra dolaşamadık. Bir anda etrafınızı sigara ya da para isteyen evsizler kuşatabiliyor. Dikkatli olmakta fayda var.


San Francisco'nun ortasında upuzun bir Türk Caddesi var, görünce şaşırdık doğrusu.

Gelelim San Francisco’nun gezilip görülecek yerlerine…
1. gün: 
San Francisco bize göre gerçekten de dünyanın diğer ucu. İstanbul’dan THY ile yaklaşık 10.5 saatte New York JFK havaalanına gittik. Orada yaklaşık 3-4 saat aktarma bekledikten sonra Delta Havayollarının San Francisco uçağına bindik. Uçağa binerken zaten çok yorgunduk, bir de San Francisco yolculuğumuzun yaklaşık 7 saat süreceğini öğrenince resmen yıkıldık. Zavallı ben uçakta uykusuz bir 7 saat daha geçirdikten sonra en sonunda Golden Gate’in üzerinden süzülerek havaalanına indik. Bu yorucu ve uzun uçuşun sonunda kendimizi Union Square’deki Sir Francis Drake otele zor attık. Otele gider gitmez yorgunluktan bayıldık zaten, etrafımızı bile göremedik. 

Sir Francis Drake otel hem çok merkezi bir yerde bulunuyor hem de çok şık bir otel.

Sir Francis Drake Otel


Odalar gayet ferah ve rahattı.


Sabah uyandığımda ilk yaptığım şey otelin penceresinden bu fotoğrafı çekmek oldu. Pencereden bakarken daha önce de bahsettiğim gibi kabanlı atkılı insanlar gördüğümde çok şaşırdım, hava bu kadar soğuk olamaz diye düşündüm ama dışarı çıkınca anladım ki hava gerçekten de o kadar soğukmuş.

Otelde acaba kahvaltıya nereye gidelim ne yapalım diye düşünürken birden gözümüze  Dottie’s True Blue Cafe’nin reklamı çarptı. Hemen internette kısa bir arama yaptık. Hem otele çok uzak değildi hem de kahvaltısı için çok güzel yorumlar yapılmıştı. Dolayısıyla ilk günün kahvaltısını Dottie’s Cafe’de yapmaya karar verdik. Gidip de kapının önündeki kalabalığı gördüğümüzde yüzümüze bir tebessüm yayıldı. Tamam belki sıra beklemek hoş olmayabilirdi ama bir mekan önünde uzun bir kuyruk oluşturacak kadar meşhursa kahvaltısının kötü olması beklenemezdi. Kahvaltı menüsü oldukça geniş. Ayrıca içeriden o kadar güzel kokular geliyor ki aç olmasa bile bir şeyler yiyesi geliyor insanın. Biz ne mi yedik?? Bizim menümüzde o kocaman amerikan porsiyonlarıyla karışık omlet, pancake ve ingiliz usulü tost vardı. Gerçekten de çok lezzetliydi, zevk alarak yedik. Fiyatlar da hiç fena değildi. (Dottie’s True Blue Cafe 28 6th St, San Francisco, CA 94103, ABD)

Dottie's True Blue Cafe

Dottie's

Bu güzel kahvaltıdan sonra ilk durağımız China Town. Burası sadece sadece San Francisco’nun değil Kuzey Amerika’nın en eski ve en büyük Çin Mahallesi. Zaten California uzakdoğuluların istilasına uğramış gibi, heryerde onları görüyorsunuz. Uzakdoğuya olan düşkünlüğümden mi bilemiyorum ama New York’ta da Çin Mahallesini çok sevmiştim. Buraya geldiğinizde sanki amerikadan kopuyorsunuz, adeta kültür içinde başka bir kültüre tanıklık ediyorsunuz. Mahallenin mimarisinden tutun da  satılan hediyeliklere kadar her şey kendine özgü. Hediyelik demişken bu tür malzemeleri Çin Mahallesinden almanız iyi olur çünkü fiyatlar diğer bölgelere göre daha uygun. 

Çin Mahallesinin girişindeki bu kapı bayağı ünlü.

Chinatown


Chinatown

Chinatown’da meyve sebzeden tutun da kurutulmuş solucana balığa kadar her şey bulmak mümkün

Çin Mahallesinde ABD’deki en eski tao tapınağı olan Tin Hau Temple da bulunuyor. Yalnız burayı görünce hiç birşey hissetmedim, görmeye değer hiç bir özelliği yok gibi geldi bana. Çok da zaman ayırmaya değmez.

Çin mahallesinden sonra sıra San Francisco denince akla gelen simgelerden biri olan Cable Carda. Zamanında San Francisco’nun yokuşlu ve yorucu sokaklarında en önemli taşıma aracı iken günümüzde daha çok turistik amaçla kullanılıyor. En önemli özelliği ise motorla değil de halat çekme sistemiyle çalışıyor olması. Eğer ilginizi çekecekse bir de Cable Car Museum var ama biz gitmedik. Cable Car’a binmek için heyecan içersinde yürürken upuzun bir sıranın bizi karşılamasıyla biraz olsun yıkıldık. Ancak hemen toparlanıp sıraya girdik. Tabii bu esnada nasıl olur da Cable Car’a binince güzel yerleri kaparız diye de hemen kafamızda hesap kitap yapmaya başladık. Ancak şimdiden söyleyeyim hiç hesaba kitaba gerek yok, hatta mümkünse yer kapmayın ayakta durun. Çünkü oturursanız sonradan önünüzde ayakta duranlar sizin görüşünüzü engelleyecekler. Güzergah olarak da Powell Hyde hattına binmenizi öneririm çünkü böylece ünlü Lombard Street’in çok yakınında inerek burayı da turlayabilirsiniz. 

Cable Car'da upuzun bir sıra sizi bekliyor

Cable Car

Lombart Street muhteşem manzarası, eğri büğrü caddesi ve birbirinden güzel evleri, bahçeleri ile şüphesiz dünyanın en ünlü caddesi. Lombard Street’de hız sınırı 5 mil/h yani 8 km/s. Zaten isteseniz de o kadar keskin virajlı bir yolda daha hızlı gidemezsiniz. Az önce de bahsettiğim gibi Powell Hyde yönüneki Cable Car’a binerseniz Lombard Street’in çok yakınında inersiniz. 

Lombard Street

Lombard Street

Lombard Street boyunca birbirinden güzel evler bulunuyor. 

Fisherman’s Wharf, şehrin en turistik yerlerinden biri. Burada bir çok cafe restoran, hediyelik eşya dükkanları bulunuyor. Buranın da en ünlü yeri Pier 39. Yine Pier 39’da da Hardrock Cafe'den Bubba Gump’a kadar bir çok restoran, bar, cafe bulunuyor. Tam ortasında ise amerikan filmlerinden fırlamış gibi kocaman bir de atlı karınca bulunuyor. Pier 39’u diğerlerinden ayıran en önemli şeylerden biri de deniz aslanları. Burada uzanıp dinlenen deniz aslanların bol bol fotoğraflayabilirsiniz Yine filmlere konu olmuş Alcatraz’ı en iyi izleyebileceğiniz yerlerden biri Pier 39. Bu ünlü hapisane yıllarca en tehlikeli suçlulara ev sahipliği yapmış. Günümüzde müze olarak kullanılıyor. Alcatraz’ı gezdiren bir çok tur var, fiyatı yaklaşık 40 dolar civarı süresi ise 2.5 saat kadar. Hem zaman kısıtlılığından hem de biraz pahalı geldiğinden Alcatraz’a gitmedik. Daha sonra anlatacağım Sausalito dönüşü Alcatraz’ın çok yakınından geçerek fotoğrafladık.

Fisherman's Wharf

Ünlü Pier 39


Pier 39

Pier 39 

Pier 39'un orta yerindeki sevimli atlı karınca

Sere serpe uzanmış dinlenen deniz aslanları


Boudin, Fisherman’s Wharf'ın en ünlü mekanlarından biri. Burada oturup bir şeyler yiyebilirsiniz, çeşitli şekiller verilmiş ünlü "sourdough" ekmeğinden alabilirsiniz, ya da hiç birşey yapmadan camın arkasından ekmeğin yapılışını izleyebilirsiniz. Bu ekmeğin içinde sunulan deniz ürünleri çorbası da çok meşhur. Bu çorbayı deneyecekseniz Fisherman’s wharf'ta, orada da özellikle Boudin’de denemelisiniz. Sourdough ekmeğine gelince diğer ekmeklere göre mayası daha yoğun ve bence çok da lezzetli bir ekmek. Boudin’de sourdough ekmeğini kocaman bir timsah şeklinde ya da küçücük şirin bir kaplumbağa şeklinde bulabilirsiniz. Tabii fiyatlar da değişken ama genel anlamda bakıldığında Boudin için çok da ucuz diyemeyiz.


Boudin'de yemeniz gereken şu ünlü çorba

Boudin

Bizim sourdough ekmeğimiz sevimli bir kaplumbağa şeklindeydi :))

Boudin'de dışarıdan da ekmek yapımını izleyebilirsiniz

Fisherman’s wharf'da birçok cafe var demiştik. Bunlar arasında önerebileceğim yerlerden biri de Dreyer’s diye bir dondurmacı. Buadaki dondurma hayatımda yediğim en mükemmel şeydi diyebilirim. Denemek isterseniz Peanut Butter Cup’ı öneririm. Akşam akşam koca porsiyonlu bir dondurma yediğimiz için yemeğe yer kalmadı tabi. Dolayısıyla Fisherman’s Wharf’ten taksiyle otele döndük.

Dondurmacılar bu lezzeti kaçırmamalı

Kısaca özetleyelim isterseniz; 
1. günün özeti
  • Dottie’s True Blue Cafe’de kahvaltı
  • Chinatown (gezi+hediyelik eşya alışverişi)
  • Cable Car (Powell Hyde hattı)
  • Lombard Street 
  • Fisherman’s wharf
  • Otele dönüş
2.gün
2. gün yürüyüş günümüz. Bugün gezeceğimiz hemen heryere yürüyerek ulaşmayı planladık. Yorucu geçecek bir gün için iyi bir kahvaltı şart tabii ki. Kahvaltıyı otelin altındaki Starbucks Cafe’de yaptık. Ardından ilk durağımız Civic Center. Burası San Francisco’nun  alışveriş merkezi gibi. Alışveriş yapabileceğiniz bir çok AVM ve mağaza bulunuyor. 

Civic Center'daki Belediye binası

San Francisco’da bulunduğumuz dönemde dünya kupası vardı. Civic Center’ın önündeki parkta insanlar formalarını giymiş maç izliyorlardı

Civic Center’dan sonra San Francisco gezimizin en ilginç bölümü var sırada; Castro. Eşcinsel mahallesi olarak biliniyor. Zaten Civic Center’dan Castro’ya doğru yürürken gökkuşağı rengindeki bayrakların sayısı çoğalıyor. Yine Castro’ya yaklaştıkça birbirinden değişik eşcinsel barlar ve ücretsiz AIDS, hepatit testleri yapan sağlık merkezleri sık sık karşımıza çıkıyor. Castro’nun merkezi ise tam bir alem. Sokağın ortasında çırılçıplak oturmuş sevgililer görebiliyorsunuz. Ya da yolda yürürken yanınızdan birileri çırılçıplak bisiklet sürerek geçebiliyor. Kısacası burası dünyanın en sıra dışı yeri, sanırım burada anormal olan tek şey ise normal olmak. 

Castro'ya yaklaştıkça gökkuşağı bayraklarının sayısı artıyor

Ünlü ve aykırı Castro

Castro'da birçok merkezde ücretsiz HIV, hepatit testleri yapılıyor

Castro'da gezerken her an bir gariplikle karşılaşabilirsiniz

 Tüm garipliğine rağmen Castro çok büyük ve temiz bir mahalle. Gezinirken birbirinden güzel evlerle karşılaşıyorsunuz


Castro’dan sonra uzun sayılabilecek bir yürüyüşle Golden Gate Park’a geçiyoruz. Amacımız bu huzurlu mekanda biraz olsun günün yorgunluğunu atabilmek. ABD’nın hemen her şehrinde olduğu gibi San Francisco’da da şehrin ortasında insanların günlük hayatın koşturmacası içinde nefes alabileceği kocaman bir park var. Alabildiğine büyük ve yemyeşil. İnsanlar çimlerin üzerine uzanmış kitap okuyorlar, piknik yapıyorlar, çocuklarıyla oynuyorlar, bisiklet sürüyorlar. İnsanları doğayla iç içe ve bu kadar mutlu görünce keşke bizde de AVM’ler yerine böyle alanlar daha çok olsa diye içimizden geçiriyoruz. Golden Gate Park’a geri dönecek olursak burada çeşitli etkinlikler de düzenleniyor. Mesela biz gittiğimizde çeşitli dans gösterilerine denk geldik. Bunun dışında parkın en güzel bölümü tartışmasız Japanese Tea Garden. Burası huzurun dibi, ötesi yok. Etrafta hafiften kulağınıza çalınan suyun ve kuşların sesi, elinizde çayınız ve nereye baksanız yeşillik.Buraya giriş paralı. Ayrıca içeride oturup birşeyler atıştırabileceğiniz bir cafe de var. Cafenin fiyatları fena değil. Japanese Tea Garden’a uğramadan asla geçmeyin. Bu arada Japanese Tea Garden'ın girişi 8 dolar.

Golden Gate Park'ta dans eden gençler

Golden Gate Park

Japanese Tea Garden


Japanese Tea Garden


Japanese Tea Garden

Japanese Tea Garden’da uzakdoğu mimarisinden bolca örnek bulunuyor


Veee günün en güzel kısmı geliyor. Bugünkü yorgunluğun üzerine şöyle kocaman porsiyonlu bol kalorili amerikan usulü bir akşam yemeğini hakediyoruz. Bunun için de kendimizi Macy’s in en üst katındaki Cheesecake Factory’e atıyoruz. Burası tıklım tıklım, önceden rezervasyon yaptırmanızda fayda var. Biz de kalabalığa karışıp bir süre sıra bekliyoruz. Sonrasında Amerika’nın muhteşem steaklerinin tadına bakıyoruz. Ama tavsiyem karnınızı yemekle çok fazla doyurmayın, üzerine cheesecake yiyecek yer bırakın. Çünkü cheesecakeler harika, özellikle de mangolu olanı tavsiye ederim.

Cheesecake Factory Macy's in en üst katında bulunuyor

Muhteşem cheesecakeler. Hepsi de çok güzel ama mangolunun yeri bir başka :p

2. günün özeti
  • Starbucks’ta kahvaltı
  • Union Square’den Civic Centre’ye yürüyüş
  • Castro
  • Golden Gate Park’a yürüyüş, Japanese tea garden
  • Cheesecake Factory
3. gün
Bugün dünkü yoğun programa nispeten daha sakin dinlendirici bir gün hazırladık. Amaç San Francisco’nun simgesi olan Golden Gate Köprüsünü görmek, köprünün diğer ucundaki ünlü Sausalito’yu gezip vapurla Alcatraz’ın çok yakınından geçerek geri dönmek. Eğer sıkıştırabilirsek programa bir de Ghirardelli Square’i ekleyip, muhteşem çikolataların, dondurmaların tadına bakmak istiyoruz. Bu amaçla sabah erkenden uyanıp San Francisco’da hemen her yerde bulabileceğiniz Walgreens markete gittik. Walgreens bizim migros gibi aradığınız herşeyi bulabileceğiniz büyük bir marketler zinciri. Kahvaltı için sandiviç, soğuk kahve, meyve suyu falan aldık. Sonra da taksiye atladığımız gibi doğruca en güzel Golden Gate manzarasına doğru yol aldık. Golden Gate köprüsüne yakın insanların spor yaptığı, oturup bir şeyler yediği, balık tuttuğu güzel alanlar var. Bunlardan birinde biz de aldıklarımızı açıp muhteşem manzaraya karşı karnımızı doyurmaya başladık. Sonrasında patikalı ve muhteşem manzaralı bir yoldan fotoğraf çeke çeke köprüye çıktık. 

Golden Gate Köprüsü

Golden Gate Köprüsüne gelince, sadece San Francisco’nun değil ABD’nin de en önemli simgelerinden biri. Yapımında birçok kişi rüzgara kapılıp düşerek can vermiş. Ayrıca bu köprünün en çok intihar edilen köprülerden biri olma özelliği de var, 2000’den fazla insan kendini körfezin soğuk sularına bırakarak intihar etmiş. Uzunluğu 2,73 km. Trafik 6 şeritten akıyor. İsterseniz köprüden yürüyerek ya da bisikletle de karşı tarafa geçebilirsiniz. Köprünün bu kadar simgesel olmasının en önemli nedenlerinden biri de rengi. Aslında köprü planlanırken gri renk olması düşünülüyormuş. Ancak sonrasında mimar Edwin Morrow köprüyü kırmızı astar boya ile görünce köprünün günümüzdeki turuncu rengini almasına karar vermiş. Köprünün giriş kısmında köprüyle ilgili değişik hediyelik eşya satan oldukça pahalı bir dükkan da bulunuyor.  

Köprüye çıkan yol üzerinde fotoğraf çektirebilmek için bir çok alan yapılmış

Golden Gate üzerinden San Francisco manzarası

Golden Gate’in tadını çıkardıktan sonra taksiye atlayıp karşı taraftaki ünlü balıkçı kasabası Sausalito’ya geçiyoruz. Ancak maalesef burada işler planladığımız gibi gitmedi. Çünkü taksici bizi yanlış yerde indirdi. Yanlış yerde indiğimiz yetmezmiş gibi üstüne biz de yanlış yöne doğru yürüdük:)) Kısacası Sausalito’nun gezilecek yerlerini bulduğumuzda artık dönme saati gelmişti. İstediğimiz gibi olmadı belki ama yine de görebildiğimiz kadarıyla Sausalito hem çok şık hem de çok şirin bir balıkçı kasabası. Dinlenebileceğiniz çok güzel mekanlar, ve bol paranız varsa da alışveriş yapabileceğiniz çok şık mağazalar var. Eğer zamanınız bolsa uğrayabileceğiniz yerlerden. Daha önce de bahsettiğim gibi dönüşte vapur ünlü Alcatraz’ın çok yakınından geçiyor. Belki Alcatraz turuna katılmadık ama yakınında bol bol fotoğraf çekindik

Sausalito

Yarım yamalak Sausalito:))

Alcatraz

Alcatraz'ın ünü Hollywood'da çok büyük. Günümüze kadar hapishane ile ilgili bir çok film çekilmiş

Sausalito dönüşü vapur Pier 1’de indiriyor. Biz de vakit kaybetmeden taksiye atlayıp çikolatalarıyla ünlü Ghirardelli Square’ye gidiyoruz. Aslında eskiden bu meydanda Ghirardelli çikolata fabrikası bulunuyormuş. Sonrasında fabrika başka bir yere taşınmış ama buna rağmen meydanın sevimli tarihi dokusunu bozmamışlar. Şu anda bu meydanda 2 adet Ghirardelli çikolataları satan dükkan bulunuyor. İkisi de tıklım tıklım. Buraya kadar gelmişken yapmanız gereken 2 şeyden biri çikolata almak (dükkanlarda çok pahalı çikolatalar olduğu gibi uygun bütçeli ürünler de bulunuyor), diğeri de upuzun dondurma kuyruğuna girip o kocaman lezzetli dondurmalardan yemek. 

Ghirardelli Square


Çikolata Fabrikası

Muhteşem Ghirardelli dondurması

 Bazı çikolatalarda indirim olsa da genel anlamda pahalı


Akşam yemeği için çok güzel ev yapımı hamburgerler yapan Barney’s Gourmet Burger’i seçtik. Yine devasa büyüklükteki bol kalorili hamburgerlerden nasibimizi aldık. Garsonun söylediğine göre burada domuz eti kullanmıyorlarmış. O yüzden istediğiniz herşeyi rahatlıkla yiyebilirsiniz. 

Barney's Gourmet Burger

Yemekten sonra Union Square’deki mağazaları gezdik. Özellikle Macy’s oldukça ucuzdu. Kendinize göre bişeyler illa ki bulursunuz. Ayrıca Union Square’nin tam ortasında kocaman bir Victoria Secret mağazası var. Yılın çoğu zamanı da indirimli ürünler bulabiliyorsunuz.

3. günün özeti
  • Golden Gate Köprüsü
  • Sausalito
  • Ghiardelli Square
  • Barney’s Gourment Burger
  • Union Square
4. gün
Evet, bugün San Francisco’daki son günümüz. Yarın bu güzel körfez şehrinden ayrılıyoruz. Son günümüzü de alışverişe ayırmak istedik. Amerika’daki outletlerin fiyatları malum. Geçen yılki tatilimizde de bir bavulla gelip üç bavulla eve dönmüştük. Gelmeden önce yaptığımız araştırmalara göre San Francisco’ya yakın Gilroy Outlet'in alışveriş için iyi bir tercih olabileceğini düşündük. Sabah erkenden uyanıp Fisherman’s Wharf’taki AVİS’e araba kiralamak için gittik. Walgreensten arabada atıştıracak bir şeyler alıp Gilroy’un yolunu tuttuk. Gilroy çok büyük ve dağınık bir AVM. Bir çok mağaza var ve fiyatlar Türkiye’ye nispeten biraz daha ucuz. Ancak ne yazık ki geçen yıl gittiğimiz Jersey Garden ve Citadel Outlet’in tadını alamadık burada. Geçen yıla göre fiyatlar pahalı geldiğinden eli boş olarak geri döndük. Kaldığımız otele yakın mağazalara yöneldik biz de. Union Square’deki Macy’s benim favorimdi. Neredeyse San Francisco’da kaldığımız her gün uğradık. Hem bir çok marka var hem çok büyük hem de gerçekten çok ucuz. Yine Union Square’deki Victoria Secret’a uğramanızı tavsiye ederim, her zaman indirimli ürünler oluyor. Union Square’ye yürüme mesafesinde olan Ross ve Marshalls mağazaları var. Bu mağazalar zincir, sadece San Francisco’da değil ABD’deki bir çok şehirde bulunuyor. Gayet indirimli ürünler var. Dediğim gibi gittiğiniz herhangi bir şehirde bu mağazaları deneyebilirsiniz. Bu arada ABD’de kupon sistemi her yerde kullanılıyor. Alışveriş yaparken indirim kuponlarına da dikkat edin. 

Gilroy 

Evet, geldik San Francisco’nun sonuna. Bu güzel körfez şehrini biz çok sevdik. San Francisco ABD'de görülmesi gereken kendine has bir şehir olarak aklımızda yer etti. Yarın sabah erkenden kiraladığımız araba ile Pacific Coast'u kullanarak San Diego’ya geçeceğiz. Bir başka yazıda görüşmek üzere.. Aklınıza takılan her türlü soru için gulayden@gmail.com adresinden ulaşabilirsiniz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder