Sayfalar

6 Aralık 2017 Çarşamba

AMSTERDAM GEZİ REHBERİ

Amsterdam

Güneşli, güzel bir günden herkese merhabalar. Bu yazımızda sizlerle Avrupa’nın en ünlü şehirlerinden biri olan Amsterdam’a gidiyoruz. Amsterdam Avrupa’dan olduğu kadar bizim ülkemizden de oldukça yoğun ilgi gören bir şehir. Özellikle genç ve bekar arkadaş gruplarının Avrupa’da en çok gitmek istedikleri destinasyon burası. Amsterdam’ın özgürlükler şehri olarak bilinmesi bu yoğun ilginin temelini oluşturuyor şüphesiz ancak Amsterdam’ın sadece gece hayatı ve eğlenceden ibaret olduğunu düşünmek çok büyük bir hata. Amsterdam tarihi, mimarisi, birbirinden güzel ve ilginç müzeleri, romantik kanalları, bisikletleri, tertemiz doğası, kültürü, sanatı ve güleryüzlü nazik insanları ile herkesin kendine göre birşeyler bulabileceği çok güzel bir şehir. 
Aslına bakarsanız bu güzel şehri 1200’lü yıllarda kendine yaşayacak yer arayan bir grup balıkçıya borçluyuz. Bu balıkçılar dere tepe düz gidip Amstel Nehri’nin kenarına geldiklerinde buranın tarıma ve balıkçılığa uygun olduğuna karar vermişler ve kocaman bir baraj yapıp etrafına yerleşmişler. Amsterdam masalı da işte böyle başlamış. 

Amstel Nehri üzerine kurulan baraj (flemenkçede baraj “dam” demek) anlamına gelen “Amstelredamme” zaman içinde Amsterdam olarak değişime uğramış.


Amsterdam’a ne zaman gitmelisiniz?? Amsterdam gibi bir şehrin eminim her mevsimi ayrı güzeldir ancak turist olarak sadece birkaç günlüğüne gittiğiniz bu şehirde soğukla çetin bir imtihan yaşamak istemiyorsanız seyahatinizi yaz aylarına getirmeye özen gösterin. Genelde Amsterdam seyahati için en uygun zaman Nisan-Ekim derler ancak mümkünse siz Temmuz-Ağustos’u tercih edin. Son olarak hangi mevsim giderseniz gidin yanınıza mutlaka kalın bir iki şey alın. 




Klasik bir Amsterdam pozu :p



Amsterdam’da ne kadar kalmalısınız?? Amsterdam derya deniz, yapılacak çok şey gezilecek çok yer var. Biz bu güzel şehirde 3 tam gün kaldık. Yoğun bir programla Amsterdam ve çevresindeki hemen her yeri gördük. Genel olarak 2,5-3 günün yeterli olduğu bir şehir Amsterdam. Ancak koştur koştur değil de sindirerek gezmek istiyorsanız gezinizi 4-5 güne de çıkarabilirsiniz. Oldukça hareketli ve renkli bir şehir olduğundan fazla kalsanız da sıkılmazsınız.

Amsterdam’a nasıl gidersiniz?? Amsterdam’a İstanbul’dan yaklaşık 3 saatlik bir uçak yolculuğu ile kolaylıkla varabilirsiniz. Amsterdam’daki tek havalimanı olan Schiphol’e gün içerisinde, THY ve bir çok özel firmanın uçuşları mevcut. 
Avrupa’nın başka bir şehrinden Amsterdam’a geçecekseniz yolculuk için en güzel seçenek hızlı tren. Amsterdam’a seferler düzenleyen ana firma ise Thalys
Hızlı tren fiyatları çok yüksek olunca biz de Amsterdam’a Brugge’dan hızlı olmayan tren ile geçmeye karar verdik. Brugge-Amsterdam arası hızlı tren ile 1.30 saat, hızlı olmayan tren ile 3.30 saat kadar sürüyor. Bilete kişi başı 19 euro ödedik. Yolculuğumuz da gayet rahat geçti. Hatta trende çok iyi çekmese de bedava internet bile vardı. Yani demem o ki 2-3 saatlik tren yolculuklarında yığınla para ödeyip hızlı treni tercih etmenize gerek yok. Yalnız ilgimi çeken bir şey oldu. Belçika’dan Hollanda’ya ülke değiştirmiş olmamıza rağmen hiç kimse bizden pasaport falan sormadı. Sanki metro ile şehir içinde bir iki durak değiştiriyormuşuz gibi elimizi kolumuzu sallayarak Hollanda’ya girdik. Ne diyelim Avrupa Birliği güzel şeymiş :P  Burayı tıklayarak tren biletlerini inceleyebilir, online olarak alabilirsiniz. 

Bol yeşilli ve bol inekli bir tren yolculuğu sizi bekliyor.

Buralarda bisiklet çok seviliyor. Trene binerken bile bisikletlerini katlayıp çanta gibi taşıyorlar, indiklerinde resimdeki gibi tekrar bisiklet haline getirip kullanıyorlar. 

Amsterdam Centraal Station’daki Little Delirium. Brüksel’de Delirium’u deneme fırsatını kaçıranlar için son şans :)


Schiphol havalimanından Amsterdam merkeze nasıl gidersiniz?? Amsterdam’ın tek havalimanı olan Schiphol’den Amsterdam merkeze ulaşmanın en kolay yolu tren. Havalimanının hemen altında tren istasyonu bulunuyor. Buradaki otomatlardan ya da burayı tıklayarak internet üzerinden aldığınız biletlerle trene binip yaklaşık 20 dakikada Amsterdam Centraal Station’a varabilirsiniz. Bilet ücretleri; tek yön 4.20 euro, gidiş-dönüş bilet ise 8.40 euro. Tabii tren dışında otobüs, taksi ve araç kiralama seçenekleri de mevcut. 



Amsterdam içinde ulaşımı nasıl sağlarsınız?? Amsterdam çok büyük bir şehir değil. Eğer oteliniz merkezdeyse ve de geziniz belli bir plan çerçevesindeyse her yere yürüyerek gidebilirsiniz, toplu taşımayla pek işiniz olmaz. Biz 3 günde sadece bir kez otobüsü kullandık, her yeri yürüyerek gezdik. Ancak yine de gerekli olabilir diye biraz bahsetmek istiyorum. Amsterdam’da 1 saat geçerli olan, metro/ otobüs ve tramvayda kullanabileceğiniz bilet 3 euro. Ancak toplu taşımayı fazla kullanacaksanız her binişte 3 euro ödemektense günlük ya da haftalık kartları değerlendirmeye almak tabii ki daha mantıklı. Bu amaçla en çok kullanılan GVB Card. Bu kartlar metro/tramvay ve otobüslerde geçerli,fiyatları ise şöyle;

- 1 günlük 7.50 euro

- 2 günlük 12.50 euro

- 3 günlük 17 euro

- 4 günlük 22 euro

- 5 günlük 27 euro

- 6 günlük 31 euro

- 7 günlük 34 euro 

Burada dikkat etmeniz gereken nokta şu, normalde birçok şehirde kartları sadece toplu taşımaya binerken okutuyorduk. Burada ise bir istisna var; kartları hem binerken hem de inerken okutmak zorundasınız. Buna özellikle dikkat edin, yakalanırsanız cezası varmış. GVB Card’ı daha detaylı incelemek ve online olarak almak için burayı tıklayın.




GVB Card




Bunun dışında Amsterdam & Region Travel Ticket ve Amsterdam Travel Ticket gibi seçenekler de mevcut ancak bunların hiç biri GVB Card kadar kullanışlı ve hesaplı değil. Yine de incelemek için burayı tıklayabilirsiniz. Eğer Amsterdam’ın turist kartı olan I Amsterdam Card’ınız varsa bunlara kafa yormanıza gerek yok çünkü bu kartla zaten toplu taşımayı ücretsiz olarak kullanabiliyorsunuz.
Gittiğiniz şehir bisiklet cenneti Amsterdam olunca devreye bir de bisiklet seçeneği giriyor doğal olarak. Evet, Amsterdam’da bisiklet kiralayıp lokaller gibi takılabilirsiniz. İşin aslı şehre ilk geldiğinizde gaza gelip hemen bir bisiklet alası geliyor insanın ama sakin olup bunu bir kez daha düşünmek gerekiyor. Çünkü Amsterdam'daki yerliler bisikleti inanılmaz hızlı ve profesyonelce kullanıyorlar. Bisiklet trafiğinin ufacık aksamasına bile tahammülleri yok, çok sinirleniyorlar. E siz de turistsiniz, yolları çok iyi bilmiyorsunuz, Amsterdam’ı bisikletle şöyle sindire sindire gezmek istiyorsunuz. Kısacası hızlı akan trafiğe alışmakta biraz zorlanabilirsiniz. Bisiklet kiralamak için bir çok firma var. Günlük kiralama fiyatları genelde 13-15 euro arasında değişiyor. Ancak çalınma ve kazalara karşı ayrıca sigortalattırmak istiyorsanız fiyatlar da haliyle yükseliyor. Bunun dışında grupça yapılan bisiklet turları da mevcut. Detaylı inceleme için burayı tıklayabilirsiniz.




Amsterdam’da her yer ama her yer bisiklet.




Centraal Station’un hemen yanında devasa bir bisiklet otoparkı var. 


I Amsterdam Card gerekli mi?? Blogumda gezdiğimiz şehirleri anlatırken zaman zaman turistler için özel hazırlanmış kartlardan bahsettiğim oldu. Amsterdam’ın turistik kartı ise I amsterdam Card. Bu, oldukça kullanışlı ve paranızın hakkını veren bir kart. 24 saat(57 euro), 48 saat(67 euro), 72saat(77 euro) ve 96 saat(87 euro) geçerli olan versiyonları mevcut. Kartınızı buraya tıklayarak online alabileceğiniz gibi Schiphol Havalimanı, Amsterdam Centraal Station, tüm turist ofisleri, Museumplein, Van Gogh Müzesi ve Rijksmuseum gibi ana noktalardan da satın alabilirsiniz. Bu kart ile otobüs, tramvay ve metroyu limitsiz kullanabilirsiniz, Amsterdam’ın en popüler müzelerine ücretsiz girebilirsiniz, kanal turunu ücretsiz yapabilir ve daha birçok aktivasyonda indirim sağlayabilirsiniz. Amsterdam’da toplu taşımayı kullanıp müze müze gezecekseniz size oldukça fayda sağlayacak bir kart olduğunu söyleyebilirim. 

I Amsterdam Card

Tours&Tickets nedir?? Tours&Tickets 30 yılı aşkın bir süredir Hollanda ve Belçika’da çeşitli turlar ve aktivasyonlar düzenleyen bir tur firması. İşin güzel tarafı kendinize uygun olan turları ya da aktivasyonları seçip indirimli fiyatlarla kombine edebiliyorsunuz. Amsterdam’da gezerken ana noktalarda karşınıza Tours&Tickets gişeleri çıkacak zaten. Burayı tıklayarak daha detaylı inceleyebilirsiniz, güzel seçenekler sunuyorlar.  

Damrak Caddesindeki Tours&Tickets gişesi

Amsterdam’da nerede konaklamalısınız?? Dünya’nın her yerinden akın akın turistin geldiği, Avrupa’nın en popüler şehirlerinden birindesiniz, öyle ucuza konaklama falan beklemeyin yani. Para kısmını geçtim turistin yoğun olduğu dönemlerde Amsterdam’da otel bulmak bile zorlaşıyor. Dolayısıyla gidiş tarihiniz belliyse otel işini son ana bırakmamanızı öneririm. Konaklama için en merkezi yerler ise Amsterdam Centraal Station ve Dam Meydanı çevresi. Buralarda konakladığınızda Amsterdam’ın tüm turistik noktalarına yürüyerek ulaşım sağlayabilirsiniz. Biz Centraal Station ile Dam Meydanı arasında kalan, ikisine de 10-15 dakikalık yürüme mesafesinde olan Royal Plaza Hotel Amsterdam’da kaldık. Kahvaltı dahil 2 gece için 270 euro ödedik. Otelin binası geleneksel daracık Amsterdam evlerinden olduğundan odası biraz küçüktü, ayrıca sokağa bakan odalarında sabah erken saatlerde çok gürültü oluyordu. Ancak buna rağmen konumu ve kahvaltısı nedeniyle memnun kaldık. Bunun dışında otel size kanal turu, bisiklet kiralama, bazı müzelere ve cafe-restoranlara girişte indirim sağlayan kuponlar da veriyor.  



Otelin kahvaltısı gayet güzeldi. 



Amsterdam’dan neler almalısınız?? Amsterdam oldukça turistik bir yer, dolayısıyla şehirde gezerken karşınıza bir çok hediyelik eşya dükkanı çıkacaktır. Buralarda magnetin, anahtarlığın, bardağın, t-shirtün binbir çeşidini bulabilirsiniz. Ancak Amsterdam’a özgü bazı şeyler var ki bunları almadan dönmek olmaz. 


Bunlardan biri klompen, hani şu Hollanda’ya özgü olan rengarenk tahta ayakkabılar. Clog olarak da bilinen ve son derece rahatsız bir şey olduğunu düşündüğüm bu ayakkabıları bu devirde hala kullanan var mı bilmiyorum. Ancak hediyelik olarak çok güzel olduklarını söyleyebilirim. Amsterdam’ın hemen her yerinde bu ayakkabılardan bulmak mümkün. Eğer Hollanda’nın yel değirmenleri ile ünlü Zaanse Schans kasabasına giderseniz en çok çeşidi buradaki klompen müzesinde bulacaksınız. 






Zaanse Schans’taki müzede turistlere klompen’in nasıl yapıldığı anlatılıyor. Müzede ayrıca binbir çeşit klompen satılıyor. Müzenin girişi ücretsiz. 




Zaanse Schans'taki müzede sıra sıra klompenler...



Delfts Blauw denen mavi-beyaz renkli porselen biblolar da burada oldukça meşhur. Porselen klompen ya da yel değirmeni biblosunu 3-5 euroya da yüzlerce euroya da bulabilirsiniz. Fiyatlar kalitesine göre değişiyor. 




Hollanda'nın meşhur porselen klompenleri





Hollanda’dan getireceğiniz en güzel hediyelerden biri de lale soğanı. Çiçek pazarında renk renk çeşit çeşit lale soğanı bulabilirsiniz. Fiyatları da oldukça uygun. 




Çiçek pazarı



Bu da bizim lalelerimiz. 30 tane lale soğanı 5 euro idi.


Stroopwafle Hollanda’ya özgü lezzetlerden biri. Gofret desem gofret değil, waffle desem waffle değil. Arasında daha çok karamelli bir krema bulunuyor ama farklı çeşitleri de mevcut. Hollanda’dan döndüğümde neden stroopwafle almadım diye yanarken birden BİM’de karşıma çıkmasıyla ayrı bir sevinç yaşadım. Ancak maalesef tadı aynı değil :(( Yani demem o ki dönerken valize bol bol stroopwafle stoklayın.




Stroopwaffle



Ve tabii ki peynir. Dünyaca ünlü Edam ve Gouda peynirlerinin memleketi Hollanda. Dolayısıyla peynir işini iyice turizme vuran Amsterdam’ın da her yeri  ama her yeri peynirci. Bunların en meşhuru ise Amsterdam’da her yerde karşınıza çıkacak olan zincir marka Henri Willig. Klasik, sade Edam ve Gouda peynirlerinin yanında çeşnili olanları da var ve bence çok daha lezzetli. Yine peynire lezzet vermesi için küçük kavanozlarda soslar satılıyor. Peynir alırken götürene kadar bozulur mu diye telaş etmeyin çünkü peynirler balmumu ile kaplı halde satılıyor, bu da bozulmalarını engelliyor. 



Amsterdam'da birçok peynirci var. Bizim en çok gözümüze çarpan bunlar.


Peynirleri ve sosları almadan önce tadabiliyorsunuz. 


Amsterdam’daki Coffeeshop olayı nedir?? Amsterdam için özgürlükler şehri dedik. Bu tanımlamayı yapmamızın en büyük nedeni de Amsterdam’da belli sınırlar içerisinde uyuşturucu kullanımının yasal olması. Her ne kadar tasvip etmesek de bu şehre uyuşturucu (diğer adıyla “ot”) için gelen bir çok insan olduğunu da kabul etmek gerek. Az önce de söylediğim gibi Amsterdam’da belirli bir miktara kadar hafif uyuşturucu maddelerin (yani marijuana ve haşhaşın) kullanımı serbest. İşte bunları devlet kontrolü altında satın alabileceğiniz yerler de Coffeeshoplar. Amsterdam’da gezinirken karşınıza bir çok Coffeeshop çıkacak, bunların en ünlüsü ise The Bulldog. 
Yalnız Amsterdam’da uyuşturucu serbest dedik diye aklınıza sokak ortasında zombi gibi dolanan kayık tipler gelmesin sakın. Her ne kadar serbest olsa da bu işin de belli bir kuralı kanunu var. Bir kere Coffeeshoplara 18 yaş altının girmesi ve alışveriş yapması kesinlikle yasak. Marijuana ve haşhaş dışındaki uyuşturucu maddelerin satışı ve kullanımı yasak. Bir kişinin günde 5 gr’ın üzerinde uyuşturucu madde alması ve kullanması yasak. Coffeeshoplarda alkollü içki satışı yasak. Anlayacağınız birçok şey yasak. Ve bu yasakların uygulanması konusunda da çok katılar. 
Eğer niyeti bozup kullanacaksanız Coffeeshoplar dışında bu maddeleri kesinlikle temin etmemenizi öneririm. Özellikle gece Redlight bölgesinde gezinirken bozuk tipli bir takım insanlar yanınıza gelip uyuşturucu satmak isteyebilir. Bu insanlara cevap bile vermeyin, aksi takdirde daha neye uğradığınızı anlamadan etrafınız bir çok sivil polis tarafından sarılabilir, bizden uyarması. 


Son olarak da bu maddeleri sakın ola ki Türkiye’ye getirmek gibi fantastik bir yaklaşım içerisine girmeyin. Uyuşturucu maddelerin kullanımı ve satışı ülkemizde yasak olduğundan yakalandığınızda ciddi bir ceza alacağınızı unutmayın. 





Amsterdam’daki en ünlü Coffeshop zinciri “The Bulldog” Coffeshopların önünden geçerken ağır bir ot kokusu yüzünüze çarpıyor.


Amsterdam’la ilgili aklınızı kurcalayacak bazı temel sorulara cevap oluşturmaya çalıştım. Şimdi sıra Amsterdam’da nereleri gezmelisiniz?? sorusuna geldi. Cevabı oldukça geniş olan bir soru bu. Çünkü en başta da dediğim gibi Amsterdam’da gezilecek çok fazla yer var. Ben size gün gün yürüyüş rotamıza göre anlatmaya çalışacağım. 



Gördüğünüz gibi Amsterdam, merkezinde Amsterdam Centraal Station’un bulunduğu 6 adet iç içe geçmiş ana kanaldan oluşuyor.


1. Gün


İlk durağımız tabii ki Centraal Station. Burası Amsterdam’ın hem şehir içi hem de şehir dışı ulaşımının ana noktası, dolayısıyla Amsterdam’a gelen hemen her turistin yolu illa ki buradan geçiyor. 


Centraal Station


Amsterdam Centraal Station’dan dışarı adımınızı atar atmaz sizi sıra sıra bisikletler karşılıyor. Ancak baştan söyleyelim bisiklet kiralarsanız Centraal Station’un önüne park etmemeye çalışın. Çünkü polis zaman zaman buradaki bütün bisikletleri topluyormuş. Dönünce bisikletinizi bulamama ihtimaliniz var yani. 

“Kuzey’in Venedik’i” olarak bilinen Amsterdam’dan kanal turu yapmadan dönerseniz hiç Amsterdam’a gittim diye millete hava atmayın. Çünkü kanallarında gezmediğiniz bir Amsterdam gezisi kabul edilemez, olamaz öyle bir şey. Biz de Amsterdam’a gittiğimiz ilk gün şehri panoramik olarak görmek amacıyla hemen kanal turu yaptık. Kanal Turu için sizin de tahmin edeceğiniz gibi bir çok firma var, bunların en ünlülerinden biri Lovers. Bizim otelin verdiği 5 euroluk indirim kuponları bu firmada geçerliydi. Bu arada eğer oteliniz size indirim kuponu vermediyse şehirde karşınıza çıkan herhangi bir turist ofisinden de alabilirsiniz. Yalnız bu kuponlarla Lovers’e gittiğimizde eşimle bana sadece bir indirim kuponunu kullandırttılar, ikincisini kullanmamıza izin vermediler. Sonradan keşke gişeden birlikte değil de ayrı ayrı bilet alsaydık, o zaman iki indirim kuponunu da kullanabilirdik diye içimden geçirdim açıkçası. Bunun dışında size kapalı ve yarı açık olmak üzere iki tekne seçeneği sunuyorlar. Eğer hava yağmurlu değilse yarı açık tercih edilebilir onun dışında çok da fark yok açıkçası. Burada önemli olan teknenin üstünün açık olup olmaması değil. Güzel fotoğraflar çekebilmek için önemli olan teknenin cam kenarı koltuğunda oturabilmek. Tabi bu da sizin çevikliğinize ve göz açıklığınıza kalmış birşey. Sonuçta o kadar turist içerisinde bunu başarmak kolay birşey değil. Tur yaklaşık 1 saat sürüyor. Tekneye binerken size en kalitesizinden bir kulaklık dağıtıyorlar, Amsterdam’ın ve önünden geçtiğiniz yerlerin tarihi ve önemi hakkında genel bilgileri buradan dinliyorsunuz. Bu noktada size güzel bir haberimiz var. Avrupa’da yaşayan ve turist olarak giden bu kadar çok Türk olmasına rağmen maalesef hemen hiçbir turistik aktivasyonda Türkçe dil seçeneği bulundurulmamasına her seferinde gıcık olurken burada karşımıza birden Türkçe seçeneği çıkması ile gıcıklık yerini ani bir mutluluğa bıraktı. Ne diyelim Amsterdam candır. 

Ha bu arada yukarıda bir yığın şey yazdık da bir fiyatını söylemedik. Yarı açık teknede 1 saatlik standart kanal turunun fiyatı kişi başı 16 euro. Aktivasyon I Amsterdam Card’a ise ücretsiz. 




Lovers Kanat Turları içerisinde en çok adını duyacağınız firma. Centraal Station’un hemen karşısında gişesi bulunuyor. Resmi biraz büyütürseniz çeşitli seçenekleri ve fiyatlarını görebilirsiniz. 





Teknemiz yarı açıktı.



Amsterdam’ın meşhur açılıp kapanan köprüleri. Amsterdam ve çevresinde bu sevimli köprülerden çok göreceksiniz. 



Tekne ile önünden geçtiğimiz bu yapı yüzen Çin Restoranı. Avrupa’nın en büyük ve en eski Çin Restoranlarından biriymiş. 

Bu bina Amsterdam National Opera&Ballet. Ancak Amsterdamlılar bu binayı şehrin genel dokusuna uymadığından dolayı hiç sevmiyorlarmış. 

Önünden geçtiğimiz bu müze Hermitage Amsterdam. St. Petersburg’daki ünlü Hermitage’nin bir örneğini de 2009 yılında Amsterdam’a açmışlar. Ziyaretçisi hayli fazla olan bu müzenin girişi 29.90 euro. I Amsterdam Card’ı olanlara ise 10 euro. Detayları burayı tıklayarak inceleyebilirsiniz.





Amsterdam’ın meşhur yamuk yumuk evleri. Bunlara Dancing House deniliyor. 



Amsterdam’daki evlerin hepsinin üzerinde bu kancalardan var. Evler çok dar olduğundan eşyaları bu kancalar yardımı ile taşıyorlar. 




Bu resimde sıra sıra dizilmiş bot evleri görüyorsunuz. Hollanda’da 2500 civarı bot ev bulunuyor. Bot evlerdeki yaşamı merak ediyorsanız House Boat Museum’u ziyaret edebilirsiniz. Giriş 4.5 euro, I Amsterdam Card’a ise ücretsiz. Bu arada eğer çok sevdiyseniz bu bot evlerde konaklamanız da mümkün. 




Bot evler gerçekten de çok güzel görünüyor.




Yeşili çok seven Hollandalılar küçücük bot evlerine bile harika bahçeler yapmışlar.

Evet böyle güzel ve ilginç manzaralar eşliğinde kanal turumuzu sonlandırıyoruz. Centraal Station’un karşısındaki ünlü Damrak Caddesinden yürüyerek Amsterdam’ın meşhur Dam Meydanına doğru gidiyoruz. Damrak Caddesi birçok mağaza, cafe ve restoranın olduğu sıradan bir cadde. 




Damrak Caddesi



Damrak Caddesinin sonunda karşımıza şehrin kalbi olan Dam Meydanı çıkıyor. Burası her çeşit milletin olduğu cıvıl cıvıl, eğlenceli bir meydan. Kraliyet Sarayı, De Nieuwe Kerk (yani Yeni Kilise), Madame Tussaud’s Müzesi ve Ulusal Anıt bu meydanın en önemli yapıları. 




Dam Meydanı




Dam Meydanından renkli görüntüler




Kraliyet Sarayı(Koninklijk Paleis). Kraliyet Sarayı dedik diye hemen heyecan yapmayın, kraliyet ailesi burada yaşamıyor. Bu sarayı sadece bazı resmi törenlerde kullanıyorlar. İsterseniz içini de gezebiliyorsunuz, giriş bileti 10 euro

Kraliyet Sarayının hemen yanında Hollanda Kralların taç giyme törenlerinin yapıldığı Nieuwe Kerk yani Yeni Kilise var. Günümüzde ise çeşitli sergilere ev sahipliği yapıyor. 




Amsterdam’ın Madame Tussauds’u ise Dam Meydanında bulunuyor. Daha önce başka şehirlerde gittiğimiz için burada Madame Tussauds’u es geçiyoruz. Bileti online alırsanız 19.50 euro, gişeden alırsanız 23.50 euro




22 metre uzunluğundaki bu Ulusal Anıt 2. Dünya Savaşı’nda hayatını kaybeden Hollandalıların anısını yaşatmak için yapılmış. 


Alışveriş meraklıları için Dam Meydanı ve çevresi tam bir cennet. Daha önce Damrak Caddesi’nden bahsetmiştim. Ancak Damrak Caddesi o kadar sıradan ki bendeki alışveriş isteğini uyandırmadı bile. Alışveriş için Dam Meydanı’nın hemen arkasındaki Magna Plaza, Madame Tussauds’un yanındaki Kalverstraat ve De Nieuwe Kerk’in yanındaki Nieuwedijk çok daha güzel yerler. Ne yalan söyleyeyim buralar bendeki alışveriş isteğini uyandırmayı başardı ama bu sefer de 1 euro’nun yaklaşık 4.5 TL olduğu gerçeği ile yüzleştiğimden yine alışveriş yapamadan eli kolu bomboş bir vaziyette otele döndüm. Ancak hiçbir şey almasanız da buralar gezmesi oldukça eğlenceli yerler. 




Magna Plaza




Kalverstraat

Dam Meydanı ve çevresini karış karış gezdikten sonra kanallar arasında romantik bir yürüyüş yaparak Anne Frank House’a geliyoruz. Burası Amsterdam’ın en meşhur noktalarından biri. Kapısının önünde daha önce hiçbir yerde görmediğimiz bir kuyruk var. Kuyruğun nerede başladığı, kaç kanal kaç köprü geçip hangi sokakta sonlandığı belli değil. Eğer biletinizi önceden online olarak almamışsanız zaten bir tam gününüz buradaki sırayı beklemekle geçer. Bu nedenle buraya tıklayarak biletinizi önceden almayı ihmal etmeyin. Yalnız seyahat tarihiniz belliyse online bilet işini benim gibi son dakikaya bırakmayın, 1-2 ay öncesinden alın. Özellikle turistin yoğun olduğu dönemlerde internetten 2 ay sonrasına anca krandevu alabiliyorsunuz. Bilet fiyatı ise 9 euro


Anne Frank’ın çok hüzünlü bir hikayesi var. 1942’de Nazilerden kaçan Anne Frank ve ailesi 25 ay boyunca bu binadaki gizli bir dairede saklanmış. 25 ayın sonunda yakalanıp toplama kampına gönderilmişler. Maalesef aileden sadece baba Frank hayatta kalabilmiş. Bu binada saklandıkları dönemde henüz 13-14 yaşında olan Anne Frank’ın tutuğu günlük sonradan kitap haline getirilmiş ve bütün dünyada yoğun ilgi görmüş. 



Anne Frank’a yakın yerlerden biri de De 9 Straatjes. Burası birbirini kesen 9 küçük caddeden oluşan bir bölge. Ne var burada derseniz; birbirinden değişik hediyelik eşyalar, antika ürünler, butik mağazalar, şık cafeler ve kapitalist sisteme hizmet eden daha bir çok güzel şey var. De 9 Straatjes bu kadar turistik olunca fiyatlar da haliyle uçmuş durumda. Ancak alışveriş yapmasanız da gezmesi oldukça eğlenceli bir yer. 


De 9 Straatjes (fotoğraf internetten alınmıştır)

Diğer durağımız Spui Meydanı’ndaki Begijnhof. Bir benzerini Brugge’da görüp huzura boğulduğumuz Begijnhof, Amsterdam’da da üzerimizde aynı etkiyi yarattı. Avlusuna girdiğiniz andan itibaren şehrin tüm hareketini, gürültüsünü dışarıda bırakıp sessizlik, sakinlik dolu bir dünyaya giriyorsunuz. Eskiden Katolik Kardeşler Birliği Begijntjes rahibeleri, yoksullara eğitim ve hastalara bakım karşılığında buradaki evlerde barınıyorlarmış. Ancak bu birliğin son üyesi 1971 yılında vefat etmiş. Dolayısıyla Begijnhof’ta artık Begijntjes rahiberleri bulunmuyor. Buradaki evler günümüzde kız öğrencilere ve yaşlı kadınlara kiralanıyor. Begijnhof’u her gün 09.00-17.00 saatleri arasında ücretsiz olarak ziyaret edebilirsiniz. 




Begijnhof kurulduğu günden beri değişmeyen en önemli kural sessizlik ve saygı. İçeride gürültü yapılmasını ve yaşayanların fotoğraflarının çekilmesini hiç hoş karşılamıyorlar. 





Begijnhof’ta Amsterdam’ın en eski evleri bulunuyor. 



Eveeet, şehri geze geze akşamı ettik. Amsterdam’da en çok merak edilen, hakkında bolca şehir efsanesi bulunan, hatta Amsterdam’ın kendisinden bile daha meşhur olan Red Light Ditrict’e geldi sıra. Amsterdam’da hafif uyuşturucu maddelerin ve fuhuşun devlet kontrolü altında serbest olduğundan daha önce bahsetmiştim. İşte şehrin yasal genelevlerine ev sahipliği yapan bölge Red Light District(bu bölge “De Wallen” olarak da biliniyor.) Dediğim gibi burası tek bir cadde değil bir bölge. İsmini genelevlerin üstündeki kırmızı fenerlerden alıyor. Red Light bölgesi gündüz Amsterdam’daki herhangi bir yerden farklı değil. Ancak akşam olup da hava karardı mı buralar çok eğlenceli oluyor. Her birini 2-3 kişinin paylaştığı, bölmelerle ayrılmış genelevlerin vitrinlerinde kadınlar kendilerini sergiliyorlar. Kiminin üzerinde iç çamaşırı, kimininkinde fantastik kıyafetler, kimininkindeyse hiçbir şey olmuyor.  Müşteri gelince kapıda pazarlık yapılıyor, eğer anlaşılırsa perdeler kapanıyor. Yalnız insanların buraya sadece fuhuş için geldiğini sanmayın. Burası ciddi anlamda turistle dolup taşan bir yer. Red Light boyunca her yerde tur firmaları tarafından gezdirilen turist kafileleri görüyorsunuz. Biz bayramda gittiğimizden Türkler yoğunluktaydı. Özellikle orta yaş ve üzeri teyzelerin vitrinlere bakarken yaptıkları “başımıza taşlar yağacak”, “Allah bu kızcağızları kurtarsın, pek de güzellermiş” yorumları eşliğinde gezmek daha bir harikaydı. Her neyse Red Light böyle hareketli ve eğlenceli bir yer işte. Yalnız burada uyarıda bulunmak istediğim bir iki şey var. Birincisi Red Light boyunca size illegal olarak ot satmaya çalışan tipler olacak, bunlara cevap bile vermeyin. Çünkü bu bölgede bir çok sivil polis dolaşıyor. Daha neye uğradığınızı anlamadan kendinizi karakolda bulabilirsiniz. İkincisi sakın ama sakın Red Light’da fotoğraf çekmeye kalkmayın, hatta yanınızda fotoğraf makinesi bile götürmeyin. Fotoğraf çekmeniz halinde çok ciddi bir tepki ile karşılaşabilirsiniz. 




Red Light District, Amsterdam Centraal Station ve Dam Meydanı’na 10 dakikalık yürüyüş mesafesinde bulunuyor. Yalnız baştan uyaralım buranın özgürlükte tavan yapmış olması size her şeyi yapabileceğinizi düşündürmesin. Red Light’ta her yerde olduğunuzdan daha dikkatli davranın çünkü her yer sivil polis kaynıyor. 





Red Light’ta Sex Museum, Red Light Secrets Museum of Prostittution gibi müzeler var, ilginizi çekerse girebilirsiniz ancak bana çok da para verip girmeye değer şeyler gibi gelmedi. Burada en çok önündeki uzun sırayla Casa Rosso dikkatinizi çekecektir diye düşünüyorum. Casa Rosso canlı sex showların yapıldığı tiyatrolardan biri. Girişi 45 euro, showun süresi1 saat, önündeki kuyruk ise upuzun. 



Casa Rosso (fotoğraf internetten alınmıştır)




Otele doğru yavaş yavaş ilerlerken Red Light bölgesinde bulunan Amsterdam’ın en eski ve en büyük kilisesi olan Oude Kerk’in önünden geçiyoruz. Günümüzde sanat galerisi olarak kullanılıyor. Giriş ücreti 10 euro, i amsterdam card ücretsiz




Oude Kerk


İlk gün yürüyüş rotamız


2. Gün


İkinci gün gezimize Çiçek Pazarı yani Bloemenmarkt ile başlıyoruz. Burası 1862 yılında kurulmuş. O gün bugündür de dünyanın tek yüzen çiçek pazarı olma özelliğini elinde bulunduruyor. Hollanda’nın meşhur lalelerini, lale dışında birçok çiçeğin tohumlarını, birbirinden güzel bahçe malzemelerini ve hediyelik eşyalarını bulabileceğiniz bir yer burası. 

Çiçek Pazarında renk renk çeşit çeşit lale soğanı satılıyor. Poşetlerde genellikle 15-30 arasında lale soğanı bulunuyor, fiyatları da 4-6 euro arasında değişiyor.



Çiçek pazarındaki her çiçek masum değil tabii ki. Amsterdam’da satılması ve yetiştirilmesi yasal olan bazı bitkiler ülkemizde yasal değil. Dolayısıyla gaza gelip bunları alsanız bile Türkiye’ye getiremeyeceğinizi aklınızdan çıkarmamalısınız. 




Çiçek Pazarına çok yakın, klasik, küçük ve şirin Avrupa meydanlarından olan Rembrandtplein’e geçiyoruz. Meydanın ortasında meydana ismini veren ressam Rembrandt’ın heykeli bulunuyor. Heykelin önünde ise Rembrandt’ın ünlü eseri Night Watch’un bronz heykel hali bulunuyor. Meydanın etrafında birçok cafe ve restoran bulunan bu meydanda oturup dinlenmek gerçekten de çok zevkli. 


Rembrandtplein

Ressam Rembrandt’ın heykeli ve Night Watch 

Bir meydandan diğer bir meydana, Museumplein yani Müzeler Meydanına doğru yürüyoruz. Burası turistler için önemli çünkü bu meydanda Amsterdam’ın en ünlü müzeleri olan Rijksmuseum (Hollanda Ulusal Müzesi), Van Gogh Museum ve önünde çeşitli şaklabanlıklar yaparak fotoğraf çektirebileceğiniz I amsterdam yazısı bulunuyor. 
Rijksmuseum yani Hollanda Ulusal Müzesi ile başlayalım. Burası Hollanda’nın en kapsamlı, en önemli müzesi. Bünyesinde bulundurduğu 8000’e yakın eserle Hollanda tarihi hakkında geniş bilgi sahibi olabileceğiniz bir yer. Yalnız Amsterdam’da kısıtlı süresi bulunan gezginlerimiz dikkat etmeli. Çünkü müzeye şöyle bir girip çıkayım deseniz bile neredeyse yarım gününüz gidiyor. Rijksmuseum giriş bileti 17.5 euro. Müzenin önündeki uzun sırada beklememek için biletinizi braya tıklayarak online almanızı öneririm. 

Rijksmuseum ve önünde bulunan I Amsterdam sign

Yukarıdaki fotoğrafta gördüğünüz gibi I Amsterdam yazısı Rijksmuseum’un hemen önünde bulunuyor. Burası her daim kalabalık. Herbir harfin tepesinde tuhaf pozlar veren insanları izlemekse çok eğlenceli. 


Çevremizdeki turistlerin yaratıcılığı karşısında bizim pozlarımız oldukça demode kaldı :p


Museumplein’deki son adres Van Gogh Müzesi. Vincent Van Gogh’u bilmeyen yoktur herhalde. Hani şu kulağını kesen çılgın ressam. Hollandalı ressam Van Gogh’un dünyadaki en kapsamlı koleksiyonu bu müzede bulunuyor. Giriş 17 euro, I amsterdam card’a ücretsiz. Müzedeki bilet gişeleri çok kalabalık olduğundan biletinizi burayı tıklayarak online almanızı öneririm.

Van Gogh Museum

Amsterdam’ı anlatırken bu şehrin her sokağını gezmeye çalışın diye döne döne yazdık ama bununla birlikte önemli bir uyarıda bulunmayı unuttuk; zamanınızı iyi ayarlayın. Biz bu ayarlamayı tam yapamadığımızdan listemizdeki bir kaç noktayı atlamak zorunda kaldık ki bunların içerisinde en üzüldüğüm de Vondelpark oldu. Malum bizim ülkemizde park anlayışı yok. Var olan parkların da içi anlamsız beton yapılarla dolu. Bu yüzden gittiğimiz şehirlerin kocaman parklarında vakit geçirmeyi çok seviyorum. Size önerim Museumplein’e kadar gelmişken yakınındaki Vondelpark’a mutlaka uğrayın. 

2. gün yürüyüş rotamız


Sadece birkaç günlüğüne turist olarak gittiğimiz Amsterdam’ın gezilecek yerleri ana hatları ile bu kadar. Avrupa’nın birçok kentini gezmiş biri olarak Amsterdam’ın en güzel şehirlerden biri olduğunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim. Kısacası bu şehre mutlaka gidin, hatta fırsatını bulabilirseniz birkaç kez gidin. Gitmeden de blogumu okuyun ama :)) Amsterdam Çevresinde Gezilecek Yerler yazısı ile kısa bir süre sonra buluşmak dileği ile şimdilik hoşçakalın…