Sayfalar

14 Haziran 2017 Çarşamba

HUZURLU BİR TATİL İÇİN; ELA QUALİTY RESORT


Bu sene de hava bir türlü ısınmadı, yağmur sezonu bayağı uzun sürdü, güneşe hasret kaldık diye, içimizde isyana yakın duygular barındırırken sıcakların birden bastırmasıyla kışın miskinliğini üzerimizden atalım dedik. 5 yaşında şirin mi şirin, günün 24 saati oyun oynamaya programlanmış kızımızın da mutlu olabileceği bir tercihte bulunmamız gerekiyordu tabii. Daha önce gitmiş olan arkadaşlarımızın tavsiyesi ve internet araştırmalarımın sonucunda Ela Quality Resort’ ta karar kıldık. 

Ela Quality Resort Belek

Resepsiyon

Ela Quality Belek İskele Mevkii’nde 110.000 metrekarelik alana kurulu ultra herşey dahil konseptinde hizmet veren bir otel. Konaklama olarak ana bina, göl evleri, villa ve süit tercihleri sunuyor. Biz Göl evlerinde kalmayı tercih ettik. Burası ana binaya göre çok daha sakin ve sessiz. Odanızın hemen önünde kocaman bir havuz var. Yine size özel pool bar ve pool snack restoran var. Bir şey yemek içmek için de sıkıntı çekmiyorsunuz yani. Buranın tek dezavantajı ana binaya, ana havuza ve plaja birazcık uzak olması. Ama yanınızda küçük çocuğunuz yoksa bu uzaklık öyle çok da sorun olmuyor. 

Göl Evleri


Göl Evleri


Göl Evleri


Göl Evlerinin orada küçücük bir sera da var.


Oda temizliğine gelince fena değil işte. Bu kalitede bir otele göre belki biraz daha iyi olabilirdi. Kaldığımız 4 gece boyunca oda temizliği yapıldı tabii ama özellikle dikkat ettim halının üstü tam süpürülmemişti. Temizlik bittikten sonra bile yerde kırıntılar oluyordu. 
Otelin havuzlarına gelince açık havuzlar gayet güzeldi, büyük ve temizdi. Ana havuzların dışında 5 kaydıraklı küçük bir aquaparkı var. Yine ana havuzun yanında, içinde çocuklar için kaydırakların olduğu bir çocuk havuzu var. Bizim kızın ve tabii tüm çocukların en çok beğendiği ve vakit geçirdikleri havuz burası. Etrafındaki şezlonglara uzanıp çocuğunuzu izleyebiliyorsunuz. Göl evlerinin havuzu daha önce de bahsettiğim gibi size özel, daha sessiz, daha sakin. Kafa dinlemek istiyorsanız tercih edeceğiniz yer burası olmalı. Memnun kalmadığımız tek kısım kapalı havuzdu. Bir kere kapalı havuz (çocuk havuzu da buna dahil) küçük. Hava kötü olup da herkes kapalıya gittiği zaman tıklım tıklım oluyor resmen. İkincisi kapalı havuzun bir de dış kısmı var ve arada sadece perde gibi bir şey var. Yani hava soğuk olunca hem su soğuk oluyor hem de o aradan soğuk geliyor resmen. 

Ana Havuz

Ana Havuz

Ana Havuz

Göl Evlerinin havuzu

Ana havuzun yanındaki çocuk havuzu. Çocukların en sevdikleri yerlerden biri burası.

Plaj gayet güzeldi. Taşsız, dalgasız bir denizi vardı. Eğer arzu ederseniz belli bir ücret karşılığında rezervasyon yaptırarak kullanabileceğiniz beach suitler de mevcut.
Kapalı havuzdan spa’ya geçelim, Ab-ı Zen. Spa fiyatları diğer otellere göre fena değil. 55 dakikalık tüm vücut aromatik masaja 50 euro ödedim. Çalışanlar da gayet güleryüzlü ve ilgiliydi. Spa kısmı kapalı havuzun arkasında kalıyor, bayağı geniş bir alan. İçeride küçük bir havuz ve oturulacak yerler de var. Ben kızımla gittim mesela hiç sıkıntı çıkmadı. Ela’ya kadar gittiyseniz Spa’sını mutlaka deneyin bence. 

Türk Hamamı ve sauna oldukça güzeldi. Her gün kullandık. Özellikle hamamın hemen dışında loca gibi dinlenilecek yerler yapmaları çok iyi olmuş. Hamamdan yorgun argın çıkınca oralara uzanıp bir soluklanıyorsunuz, iyi geliyor yani.



Ab-ı Zen Spa


Otelde çıplak ayakla yürüdüğünüzde ayağınızın çeşitli bölümlerine basınç uygulayarak kendinizi daha iyi hissetmenizi sağlayan Barefoot alanı da mevcut.


Yoga Area

Gelelim çocuklu aileler için hayati önem taşıyan çocuk klübüne, yani Ela’daki ismi ile Everland Q’ya. Hem alan olarak hem de çalışan ilgisi olarak bence çok iyi. Bir kere çocuk klübünün kendine ait açık büfe restoranı var. Çocuklar oradan bir şey alıp da minik masalara oturup yemeye bayılıyorlar. Yine çocuk klübünün kendine ait küçük bir amfi tiyatrosu var. Akşamları mini disco burada oluyor. Her akşam mini disco’nun ardından çocuklara yönelik animasyon showlar oluyor. Gecenin sonunda da miniklere değişik hediyeler veriyorlar. Lego odası, sinema odası, oyun salonu ve 3-5 yaş için ayrıca oyun salonu bulunuyor. Çalışanlar gayet ilgili ve güvenilirler. Otelde en memnun kaldığımız yerlerden biri oldu. 

Everland Q

Çocuk klübünün içindeki çocuk restoranı

Everland Q

Everland Q

Akşam mini clubdan sonra Everland Q'da çocuklara yönelik çok eğlenceli gösteriler oluyor.

Çocukların inanılmaz dercede eğlendiği Zıpzıp çocuk klübünün dışında bulunuyor ve günün belli saatlerinde hizmet veriyor. 

Çocuk klübünün hemen dışında daha büyük yaş grubuna hitap eden Teen Club var. İçerisinde dart, play station, bilardo gibi eğlenceli aktivasyonlar var. 


Ela Quality’nin erişkinler için olan animasyonları da oldukça eğlenceli ve kaliteli. Otelin amfi tiyatrosunda her akşam saat 21.30'da gösteriler oluyor. Yine animatörler gündüz vakti size yapışıp kalmıyor, gayet seviyeliler.



Son olarak biraz da yeme içme meselesinden bahsetmek istiyorum. Otelin bir çok A la Carte Restoranı var. Bunlar; Kuşhane (Osmanlı), Teppeyanki Hida (Japon), La Salsa (Meksika), La Perla (İtalyan), Passion (Fransız), Kalamata (Ege) ve Alagra (balık). A la Carte Restoranlar için rezervasyon şart. Teppeyanki Restoran dışındakiler kişi başı rezervasyon ücreti ile ücretlendiriliyor (0-6 yaş ücretsiz, 7-12 yaş ise %50 indirimli.) Teppeyanki Restoran ise mönü üzerinden ücretlendiriliyor. A la Carte restoranları deneyecek fırsatımız ne yazık ki olmadı. O yüzden lezzetleri ile ilgili yorum yapamıyorum. Ancak ana restoran olan Enderun hakkında bir iki şey söylemek istiyorum. Malumunuz burada sabah, öğle, akşam açık büfe yemekler sunuluyor. Ancak maalesef bizi ne çeşitlilik açısından ne de lezzet açısından çok da tatmin etmedi. Bir kere soğuk mezeler öyle çok da taze değildi. Hemen her gün aynı yiyecekler çıkıyordu, menüde öyle çok bir değişiklik olmuyordu. Çeşitlilik de çok fazla değildi. Mesela restoranın bir tarafında hindi çıkıyorsa başka bir yerde de et falan olmasını beklersiniz. Ama öyle değil işte. Her yer hindi kaynıyor. Yani o akşam ya hindi yiyeceksiniz, ya da salata falan alacaksınız. Neyse çok da fazla uzatmayayım, ancak bu otelde beni memnun etmeyen tek şeyin yemekler olduğunu söylemek isterim. 

Ana restoran Enderun

Kahvaltı yaparken bir yandan da balıkları beslemek çok zevkli :))

Bence Snack Restoranlar ana restorandan daha güzeldi. Ben en çok Kalamata Pool Snack’i beğendim. Yemekleri gayet güzeldi, özellikle de soğuk çorbasına bayıldım. Yine sürekli su böreği, meyve, salata, pide ve kumpir bulunan Sofa Snack var, burası da güzeldi. Perla Bistro Snack ise göl evlerinin orada, daha çok oradaki misafirlerin tercih ettiği bir yer. 

Kalamato Pool Snack

Göl evlerinin oradaki Perla Bistro Snack

Ana havuzun orada pasta, tatlı ve dondurma bulabileceğiniz E-Patisserie bulunuyor.


Sonuç olarak Ela Quality yeme-içme konusu dışında gayet başarılı, eğlenceli vakit geçirebileceğiniz bir yer. Biz gayet memnun kaldık, sizlere de gönül rahatlığı ile öneririz. 

9 Nisan 2017 Pazar

GÜNÜBİRLİK WASHİNGTON DC

Washington DC

Güneşli güzel bir günden herkese merhabalar.. Bu yazımızda dünyanın süper gücünün ağırbaşlı başkenti Washington DC’deyiz. Kabul etmek gerekir ki Washington DC, ABD denildiği zaman biz gezginlerin ilk aklına gelen, bizleri heyecanlandıran şehirlerin başında gelmiyor. New York’a göre ya da ABD’nin batı yakasına göre bayağı bir sönük ve resmi kalıyor. Ancak vakit varsa kesinlikle gezi listesinde olmayı hakeden bir şehir olduğunu düşünüyoruz. Şu bir gerçek ki; Amerika tarihini en iyi gözlemleyeceğiniz yer kesinlikle Washington DC.

Dikkat ederseniz sadece Washington demedim yanına DC’yi de ekledim. Amerikalılar ise sadece DC diyorlar başkentlerine. Hepimizin bildiği gibi ABD eyaletlerden oluşan bir ülke. Koskoca ülkede bu konuda ayrıcalık tanınan tek şehir Washington DC. (Bu arada DC’nin açılımı District of Colombia) Başkent hiçbir eyalete bağlı değil, bağımsız. Kentin belediye başkanı var, ancak valisi yok. Kongrede kongre üyesi var ancak bunların oy hakkı yok. Bölgeyi temsil eden senatör yok. Hatta ilginç bir şekilde 1961 yılına kadar bölgede yaşayan halkın oy kullanma hakkı bile yokmuş. Böyle karmakarışık ve tuhaf bir yönetim sistemi var işte. Ha bir de Amerikalıların sanki başka isim yokmuş gibi başkentleri ile aynı ismi koydukları ve tamamen kafa karışıklığına yol açan, ülkenin kuzeybatısında ayrıca Washington eyaleti var ki bunun konumuzla hiçbir alakası yok. Burası sadece başkentle aynı ismi taşıyan apayrı bir eyalet. 


Washington DC, Maryland ve Virginia eyaletleri arasında kalıyor.

DC, Maryland ile Virginia eyaletleri arasında kalıyor. New York’taki gibi birbirine paralel kocaman caddeler burada da mevcut ancak NYC’den farklı olarak burada gökdelenler yok. Şehrin en uzun yapısı Washington Anıtı. Sonradan yapılan hiçbir binanın da Washington anıtından daha uzun olmasına izin vermiyorlar. Başkent olması dolayısıyla bir çok devlet binası var bu şehirde. Bunların yanında DC tam bir müze şehri. Şehri gezerken her yerde Smithsonian Institute ismini göreceksiniz. Burası 1846 yılında kurulmuş Amerikan Hükümetine bağlı bir müze kompleksi. İşin en güzel tarafı ise bu müzelerin ücretsiz olması. Müzeler bu kadar meşhur ve ücretsiz olunca önündeki kuyrukları düşünün artık. 

Smithsonian ismini DC'de her yerde göreceksiniz.


Bu harita Smithsonian müzelerinin National Mall'ın etrafındaki dizilimini gösteriyor. Biz zaman kısıtlılığından dolayı müze gezemedik. Ancak gezmek isteyenler için bu harita faydalı olabilir. 

National Mall'ın ortasında bulunan Smithsonian Castle

Washington DC, 4 mevsimi de yaşayan bir şehir. ABD’nin korkulu rüyası olan kar fırtınaları ve kasırgalar ise kuzeyinde bulunan NYC, Chicago gibi şehirlere göre çok daha hafif yaşanıyor. Yine de kış aylarında yağmur çamurdan yaz aylarında ise aşırı sıcak ve turist yoğunluğundan (ki bu turistlerin çok büyük bir kısmı tahmin edeceğiniz gibi uzakdoğulu ve kocaman fotoğraf makineli amcalar) etkilenmemek için ziyaretinizi Mayıs-Haziran aylarına denk getirebilirsiniz. Biz DC ziyaretimizi aralık ayında gerçekleştirdik ve şansımıza günlük güneşlik bir hava ile karşılaştık.

DC'de kışın ortasında adeta baharı yaşadık :p


Güzel Türkiyemizden Washington DC’ye direkt uçuşlar da mevcut. DC’de Baltimore, Dulles ve Ronald Regan olmak üzere 3 adet havalimanı bulunuyor. THY bunlardan Baltimore ve Dulles’e direkt uçuşlar düzenliyor. Üstelik ABD’nin NYC, Chicago gibi diğer doğu yakası uçuşlarına göre de bilet fiyatları daha uygun.

Biz NYC’den DC’ye araba kiralayarak gittik. ABD’nin kocaman otoyollarında kendinizi trafiğin akışına kaptırarak yaklaşık 4-4.5 saatte DC’ye ulaşabiliyorsunuz. Yalnız yol boyunca bir çok paralı otoyoldan geçiyorsunuz, yani yanınızda biraz bozukluk bulundursanız iyi olur. Biz arabayı Enterprise’den kiraladık. 2 gün kiralama+ vergi+ navigasyon+ her şey dahil sigorta için toplam 216 dolar ödedik. Araba kiralamak istemeyenler için farklı yollar da mevcut tabii ki. Bunlardan bir tanesi tren. Manhattan’ın ana istasyonu olan Penn Station’dan (7-8. cadde 34. sokak) Washington DC Union Station’a her 20-30 dk’da bir kalkan trenler var. Fiyatlar saatlere göre değişiklik gösteriyor. 70$’a da bilet bulabilirsiniz 250$’a da. En güzeli gitmeden bir süre önce bileti online almak, o zaman daha ucuz oluyor. Diğer bir seçenek de otobüs. NYC-DC arası sefer yapan bir çok otobüs firması var. Diğer seçenekler içerisinde en uygun fiyatlı olan otobüs. Üstelik otobüsün kalkmasına kısa bir süre kala fiyatlar 5$’a kadar düşebiliyor. Yine grupon gibi sitelerden indirimli otobüs biletleri yakalayabiliyorsunuz. 


ABD'de yine bir araba kiralama ve benzin doldurma macerası :p

Gelelim konaklama meselesine. Öncelikle şunu belirtelim; DC dünyanın en önemli gücünün başkenti olmasına rağmen suç oranı diğer eyaletlere göre azımsanmayacak derecede yüksek. 2008 yılında ABD’nin en çok cinayet işlenen şehri seçilmiş. Durum bayağı ciddi yani. Gezmek tozmak, yeni yerler keşfetmek güzel ama herşeyin başı tabii ki güvenlik. Bu nedenle tenha olmayan ve metroya yakın bulunan bölgeleri tercih etmekte fayda var. Eğer tam merkezde kalmak isterseniz National Mall’ın yanında yöresinde bir çok otel bulunuyor tabii ki ancak bu oteller hem daha pahalı hem de eğer araba ile gidecekseniz ayrıca otopark ücreti istiyorlar. (DC'nin merkezinde bir otelde konaklayacaksanız arabanızı ya otelin otoparkına ya da otelin dışında ayrı bir otoparka koymak zorundasınız. DC merkezde otele ait ya da özel olsun 24 saatlik otopark ücreti ise 25-50$ arasında değişiyor.) Biz Arlington bölgesinde bulunan Comfort Inn Ballston’da kaldık, tek gece için 89$ ödedik. Bu fiyata açık büfe kahvaltı ve otopark ücreti de dahildi. Metro istasyonuna da oldukça yakındı. Temizliğinden ve hizmetinden memnun kaldığımız Comfort Inn Ballston’u gönül rahatlığı ile öneriyoruz. 

Comfort Inn Ballston

Otelin açık büfe kahvaltısı fena değildi

ABD'deki otellerin olmazsa olmazı waffle makinası :p

Şehiriçi ulaşım bakımından DC çok rahat bir şehir. Şehrin her yanını ağ misali saran bir metrosu var. DC metrosunda daha önce hiçbir yerde karşılaşmadığım enteresan bir ücretlendirme sistemi var. DC sonuç itibari ile yoğun turist alan kalabalık bir şehir. Arkadaşlar üşenmemişler ‘bunu metroda nasıl paraya çevirebiliriz?’ diye düşünmüşler. Ve metro saatlerini ‘peak hours’ (yoğun saatler) ve ‘off peak hours’ olmak üzere ikiye ayırmışlar. Sabah ilk servis ile 09.30 arası, akşam ise 15.00-1900 arası peak hours kabul ediliyor, haliyle ücretlendirme de daha fazla oluyor. Sonuç olarak tek yönlük metro bileti fiyatı gideceğiniz noktanın uzaklığına da bağlı olarak 2.5-4.5$ arasında değişiyor. Eğer DC’de daha uzun kalacak ya da metroyu fazlaca kullanacaksanız Pass Card da alabilirsiniz. Pass Card’da;
1 gün- 14$
7 gün- 59.25$
7 gün off peak yani sadece off peak saatlerinde sınırsız kullanabileceğiniz seçenek- 36$

Washington DC metro map

Evet, bu kadar genel bilgiden sonra gezilecek yerlere geçebiliriz. Güzel haberi en başta verelim; DC, turistik alanları yürüyerek gezilebilen, derli toplu bir şehir. Bir kere Washington DC’ye gelen her turistin illa ki gideceği bir National Mall var. Burası bir ucunda Capitol, diğer ucunda ise Lincoln anıtının bulunduğu yaklaşık 2 km uzunluğunda bir alan. İşte amerikan tarihine dair ne varsa bu 2 kmlik alanda bulunuyor.Yani gezeceğiniz önemli noktaların hepsi National Mall’ın içerisinde ya da çevresinde. Aynı zamanda burası harika bir park. Spor yapanlar, oturup kahvesini yudumlayarak güneşlenenler, ellerinde haritaları ile birbirinden eğlenceli turistler, koşturup duran çocuklar… Kısacası gezebileceğiniz, dinlenip bir şeyler atıştırabileceğiniz, eğlenebileceğiniz, bunun yanında da DC’de bir turist olarak görülmesi gereken her şeyi görebileceğiniz harika bir park burası.


Gördüğünüz gibi National Mall'ın bir ucunda Lincoln Anıtı, bir ucunda ise Capitol bulunuyor.


National Mall haritası

 Sıkıcı devlet binaları tüm ciddiyetleri ile National Mall'ın etrafını sarsa da yerli halk burayı çok seviyor. Haftanın her günü cıvıl cıvıl bir yer burası. 

National Mall'ın hemen her yerinde önünde sıra bekleyen insanların bulunduğu bu küçük cafelerden var. Fiyatlar da fena değil, oturulup dinlenilebilir. 


National Mall'ın her yerinde böyle anlamlı heykeller karşınıza çıkacak

Eğer araba ile gidecekseniz National Mall'ın etrafındaki caddede arabayı yol kenarına park edebileceğiniz yerler var. Buralar 3 saate kadar ücretsiz. Hatta bir sır vereyim biz şansımızı zorlayıp 3 saatin de bayağı bir üzerine çıktık. Ancak siz yine de ABD gibi kural manyağı bir ülkede bize değil de kurallara uyun :)) Park işini de hallettikten sonra gezimize parkın Lincoln Anıtı tarafından başlıyoruz. Lincoln Anıtı ABD’nin 16. başkanı Abraham Lincoln’ün anısına 1922 yılında yapılmış. Lincoln için neden bu kadar büyük bir anıt dikmişler? diye sorduğunuzu duyar gibiyim :) Lincoln, Amerikan iç savaşı esnasında ülkenin birliğini sağlamak ve köleliği kaldırmak gibi önemli işlere imza atmış. Haliyle Lincoln amerikalılar tarafından çok sevilen biri. Ancak maalesef 1865 yılında bir suikaste kurban gitmiş.



Lincoln Anıtı ve önünde Reflecting Pool


Lincoln anıtı yunan tapınaklarına benziyor. İçerisinde ise yaklaşık 6m yüksekliğinde, oturan Lincoln heykeli var. Anıt haftanın her günü 24 saat açık ve de ücretsiz.

Lincoln Anıtının içerisindeki Lincoln heykeli


Lincoln Anıtının önünde en az anıt kadar ünlü olan, Reflecting Pool bulunuyor. Burası 700 m uzunluğunda kocaman bir havuz. Havuzun Lincoln anıtı tarafında kalan ucuna baktığınızda, Washington Anıtı’nın havuza düşen yansımasını fotoğraf karelerine almaya çalışan bir çok selfi canavarı göreceksiniz. O kalabalıkta aradan kaynayabilirseniz gerçekten de çok güzel fotoğraf kareleri yakalayabilirsiniz. 

İşte klasik bir Reflecting Pool görüntüsü :p

Reflecting Pool'dan Washington anıtına doğru ilerlerken (yani Reflecting Pool ile Washington anıtı arasında) 2. Dünya Savaşı Ulusal Anıtı (National World War Memorial II) var. Burası savaşa katılan askerlerin anısına 2004 yılında açılmış. Bu anıt ortada bir havuz ve etrafına dizili 56 granit sütundan oluşuyor. 


Arkada Lincoln anıtı, önde bulunan sütunların dizili olduğu yer ise yukarıda bahsettiğimiz 2. Dünya Savaşı Ulusal Anıtı

2. Dünya Savaşı Ulusal Anıtı

2. Dünya Savaşı Ulusal Anıtı


2. Dünya Savaşı Ulusal Anıtını geçtikten sonra sabahtan beri gözümüze takılıp duran Washington Anıtına geliyoruz nihayet. Washington Anıtı için şehrin sembolüdür diyebiliriz. Washington’un en uzun yapısı olan anıt ülkenin kurucusu George Washington anısına dikilmiş. Yapının ihtişamını korumak adına sonradan yapılan hiç bir binanın anıttan daha yüksek olmasına izin verilmiyor. Bu arada Washington Anıtı yaklaşık 170 m uzunluğu ile sadece Washington’un değil dünyanın da en uzun dikilitaşı. Anıtın içine de girmek mümkün, üstelik de ücretsiz. Ücretsiz olmasına rağmen yine de 15. caddede bulunan Washington Monument Logde’den bilet almak zorundasınız (Bu arada 15. cadde dediysek öyle çok uzak bir yerden bahsetmedik. Washington anıtının Capitol’e doğru olan tarafında küçük bir bina burası) Bizim bulunduğumuz dönemde bakım olduğundan dolayı kapalıydı, içini göremedik yani :((

Anıtın görüntüsü kaleme benzediğinden halk içinde "The Pencil" olarak biliniyor.

Capitol'ün önünde miniminnacık kalan sağdaki bina Washington Anıtının içine girebilmek için bilet almanız gereken Washington Monument Lodge.

Washington Anıtının ardından sırada heybetli görüntüsü nedeniyle ben de dahil birçok insan tarafından beyaz saray zannedilen Kongre Binası yani Capitol var. Burası ABD'nin yönetildiği yer. Senato ve Temsilciler Meclisi 200 yılı aşkın süredir burada toplanıyor. Yine zaman zaman amerikan filmlerine konu olan, en son da Trump'ta gördüğümüz amerikan başkanlarının yemin seramonisi Capitol'ün merdivenlerinde gerçekleşiyor. Bu gibi nedenlerden dolayı Capitol turistler tarafından çok ilgi görüyor. Turistlerin Capitol'e olan ilgisine kayıtsız kalmayan amerikalılar boş durmamış, Capitol'ün içine turlar düzenlemiş. İşin güzel tarafı ise bu turlar ücretsiz. Biz zaman kısıtlılığından dolayı girip gezemedik, o yüzden içi ile ilgili yorum yapamıyorum. Ancak gitmeden internetten okuduğum yorumlarda içinde çok da görülmeye değer bir şey olmadığı yazıyordu. Son olarak Capitol'ün önünde ciddi bir yoğunluk olduğundan gitmeden internet üzerinden rezervasyon yaptırmanız zamandan ve enerjiden tasarruf etmenizi sağlayacaktır. Rezervasyon için buraya tıklayın. (Capitol'ü Pazartesi-Cumartesi arası saat 08.30-16.30 arasında ziyaret edebilirsiniz)


Capitol 88 metrelik meşhur kubbesiyle oldukça ihtişamlı görünüyor. 

Sıra geldi National Mall'deki son adresimiz olan Beyaz Saray'a. Buraya saray denildiğine bakmayın, aslında saray demeye bin şahit ister. O derece sade ve gösterişsiz yani. Bina gösterişsiz olsa da önemi büyük. George Washington dışında bütün ABD başkanlarına ev sahipliği yapmış bir yerden bahsediyoruz sonuçta. Zira bu önemi çevresindeki yoğun güvenlik önlemlerinden ve ikide bir bahçesine inip kalkan kocaman helikopterden anlayabiliyorsunuz. Helikopter konusunda çok ciddiyim. Artık show amaçlı mı gözdağı vermek amaçlı mı bilmiyorum ama kocaman bir helikopter Beyaz Saray'ın bahçesinden kalkıyor, National Mall'ın üzerinde bir tur atıyor oradan tekrar Beyaz Saray'ın bahçesine iniyor. Yaklaşık 5 dakikada bir bu döngü tekrarlanıyor. Beyaz Saray'a indiğinde dikkat ettim helikoptere ne binen var ne de inen. Dolayısıyla ben de hava olsun diye böyle bir şey yaptıkları sonucuna vardım :)) Ve tabii bir de turistler var. Beyaz Saray'ın önündeki demir parmaklıklar turistler tarafından istila edilmiş durumda. Fotoğraf çekilebilmek için kalabalığı yarıp aşmanız gerekiyor. 


Alın size White House yani Beyaz Saray. Aslında Beyaz Saray yerine Beyaz Villa falan denmesi daha uygun olurmuş. 

National Mall'un üzerinde bütün gün kuş misali dolaşıp duran helikopter. 

Beyaz Saray'ın bazı bölümleri ziyarete açık. Ancak maalesef elinizi kolunuzu sallayarak giremiyorsunuz içeri. Gitmeden önce internet üzerinden yaptığım araştırmalarda ziyaret için en az 6 ay öncesinden randevu alınmalı gibi turist efsaneleri dolaşıyordu. 6 ay olmasa da Beyaz Saray'ın web sitesinde yazan son bilgiye göre en az 3 ay öncesinden başvuru yapılmalıdır yazıyor. Yani üzgünüm ama efsane kısmen de olsa doğru :)) Gitmeden burayı tıklayarak web sitesini inceleyebilirsiniz.


Bu da bizim Beyaz Saray Selifimiz :P

Evet National Mall bu kadar. DC'de National Mall dışında da mutlaka görülmesi gereken yerler var elbette. Bunlardan biri  Potomac Nehri kıyısındaki Georgetown bölgesi. Georgetown’da park yeri bulmakta da hiç zorlanmadık. Ancak ABD’de her yerde olduğu gibi burada da saat kaçla kaç arasında park yapılabileceğini gösteren ve bazen de kafa karıştırıcı olabilen tabelalara dikkat etmek gerekiyor. 1 saatlik park için 2$ ödedik. Yalnız burada sizleri uyarmak istediğim bir konu var. ABD’de alışverişte para üstü olarak verilen ve yükten başka hiç bir işe yaramayacağını düşündüğümüz çeyreklikler park söz konusu olduğunda çok önemli hale geliyor. ABD’deki parkmetrelerin (istisnalar olmakla birlikte) büyük çoğunluğu kağıt para kabul etmiyor, bir çoğu çeyreklikle çalışıyor. Bu nedenle eğer ABD’de araba kiraladıysanız cebinizde bol miktarda çeyreklik bulundurmanız size rahatlık sağlar.

Parkmetreler böyle bir şey işte.

Evet Georgetown’a geri dönelim. Cadde üzerinde arabanızı park edecek yer bulamazsanız kocaman kapalı garajlar da var. Tabii araba dışında otobüsle ya da metro ile ulaşım da mevcut. Metroyu kullanacaksanız The Foggy Bottom-GWU durağında inip 10-15 dk yürümeniz gerekiyor. 

Georgetown gerçekten de çok şık bir yer. Aslında çok eskiden bu bölge tütün pazarıymış. Şimdilerde ise şehrin en zenginlerinin, önemli diplomatlarının, akademisyenlerinin, kısacası şehrin ileri gelenlerinin ikamet ettiği, DC’nin en önemli bölgesi. Georgetown Üniversitesi burada bulunduğundan öğrenci nüfusu da oldukça yüksek. Burada meşhur olan ve mutlaka uğramanız gereken 2 önemli cadde var; Wisconsin Avenue ve M Street. Özellikle bu iki cadde üzerinde her yer birbirinden güzel cafe, restoran, bar ve gece klüpleri ile dolu, özellikle akşam saatlerinde oldukça renkli oluyor buralar. Amerikan dolarının neredeyse 4TL olduğu şu günlerde eğer maddiyatınızı ayarlayabilirseniz Georgetown alışveriş için de çok güzel bir yer. Georgetown’da var olan her şeyi inceleyebileceğiniz çok güzel bir web sitesi hazırlamışlar, burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.



 Georgetown






Georgetown tek katlı dönem evleri ile gerçekten de çok şık


Özellikle Noel zamanı Georgetown'da her yer ışıl ışıl




Wisconsin'deki Apple Store


Geldik DC'deki son durağımıza. ABD’nin ilk ve tek Atatürk heykeli Washington DC’de bulunuyor. Buralara kadar gelmişken atamızın heykelini görmeden gitmek içimize sinmezdi. Atatürk heykeli DC’nin önemli meydanlarından biri olan Sheridan Circle’daki Türk Konsolosluğunun önünde bulunuyor.

"Peace at home, peace in the world" Dünyanın öteki ucunda bile biz gururlandırdığın için sonsuz teşekkürler...

Sonuç olarak Washington DC'ye giderken bir NYC bir California kadar yüksek beklentiniz olmasın. Ancak ABD'nin doğu yakasında yeterli zamanınız varsa buraya da en az 1 gününüzü ayırmalısınız diye düşünüyoruz. Başka bir yazıda görüşmek üzere şimdilik hoşçakalın...

NYC gezi yazısı için buraya tıklayın.